İKİYÜZSEKSENSEKİZİNCİ MEKTÛB

"Bu mektup, Seyyid Enbiya-i Mankpûrî’ye yazılmıştır. Nafile namazları cemaat ile kılmanın caiz olmadığı bildirilmektedir:

Bizleri, peygamberlerin en üstününe uymakla şereflendiren ve dinde bidatler çıkarmaktan koruyan yüce Allah’a hamdolsun! Dalalet, sapıklık yuvalarını yıkan ve hidayet sancağını dalgalandıran Resule ve O’nun temiz Âline ve seçilmiş Ashabının hepsine salât ve selâm olsun!

Zamanımızda âlim olsun, cahil olsun Müslümanların çoğu, nafile ibadetleri yapmaya çok önem veriyorlar. Farzları yapmakta gevşek davranıyorlar. Farzların içinde bulunan sünnetleri ve müstehapları gözetmiyorlar. Nafilelere kıymet veriyorlar, farzları aşağı görüyorlar. Farz namazları müstehap olan zamanlarında kılan yok gibidir. Sünnet olan cemaatin çoğalmasına, hatta namazı cemaat ile kılmaya aldırış etmiyorlar. Farzları; gevşeklikle, üşenerek kılmakla vazifeyi bitirdiklerini sanıyorlar. Aşure gününe, Berat gecesine, Recep ayının yirmi yedinci gecesine ve bu ayın Regaip gecesi dedikleri ilk cuma gecesine çok önem veriyorlar. Bu zamanlarda büyük cemaatlerle nafile namazlar kılıyorlar. Bu cemaatleri iyi ve güzel sanıyorlar. Bunların şeytanın aldatması olduğunu, günahları sevap olarak gösterdiğini anlayamıyorlar.

Şeyhülislam Üsamüddin İsferâînî Hirevî (rh.a.), (Şerh-i Vikaye Haşiyesi)’nde: “Nafileleri cemaat ile kılmak ve farz namazları cemaatsiz, yalnız kılmak, şeytanın aldatmalarından biridir” buyuruyor. Nafile namazları cemaat ile kılmak mekruh, kötü olan bidatlerdendir. Son Peygamber’in (aleyhi minessalavâti efdalühâ ve minetteslîmâti ekmelühâ): (Bir kimse, dinimizde bulunmayan bir şeyi meydana çıkarırsa, o şey kötüdür) hadis-i şerifinde bildirdiği bidatlerdendir. Nafile namazı cemaat ile kılmanın mekruh olduğu fıkıh kitaplarının çoğunda yazılıdır. "Herkes çağrılır, büyük cemaat yapılırsa mekruh olur" diyenler de vardır. Buna göre, herkese haber vermeden caminin bir köşesinde bir iki kişi cemaat ile kılarsa mekruh olmaz. Üç kişi kılarsa "mekruh olur" ve "olmaz" da diyenler oldu. Dört kişinin cemaat ile nafile kılması, söz birliği ile mekruhtur denildi. Doğrusu böyledir diyenler de oldu. (Sirâciyye) fetva kitabında; teravih ve güneş tutulması namazlarından başka olan nafileleri cemaat ile kılmanın mekruh olduğu bildirilmektedir.

(Gıyâsiyye) fetva kitabında, Şeyhülİmam Serahsî (rahimehullah) buyuruyor ki: “Nafile namazı cemaat ile kılmak, Ramazan’dan başka zamanlarda herkes çağrılırsa mekruh olur. Bir iki kişi imama uyarsa mekruh olmaz. Üç kişi olursa şüphelidir. Dört kişi olursa söz birliği ile mekruh olur” dedi. (Hülasa) kitabında: “Nafile namazı cemaat ile kılmak herkesi çağırarak olursa mekruhtur. Ezan ve ikamet okunmadan caminin bir köşesinde kılınırsa mekruh olmaz” diyor. Şemsü’l-eimme-i Hulvânî buyurdu ki: “İmamdan başka üç kişi ise söz birliği ile mekruh olmaz. Dört kişi ise mekruh olur da denildi, olmaz da denildi. Fakat mekruh olması daha doğrudur. Şafii fetvalarında; nafile yalnız Ramazan’da cemaat ile kılınır. Herkese haber verilirse, yani ezan ve ikamet okunursa bu da mekruh olur. Kimseyi çağırmadan ve bir iki kişi kılarsa mekruh olmaz. Üç kişi olursa şüphelidir. Cemaat dört kişi olursa söz birliği ile mekruh olur” diyor.

Böyle haberler daha pek çoktur; fıkıh kitapları bu haberlerle doludur. Sayı bildirmeyerek "mekruh olmaz" diyen bir haber işitilirse bunu yukarıda bildirdiğimiz gibi anlamak lazımdır. Genel olarak bildirileni şartlı olarak anlamalı; "iki üç kişi için caiz olduğu bildirilmiştir" demelidir. Çünkü Hanefi mezhebindeki usul kitaplarında; şartsız olarak bildirilen, şartsız bırakılırsa da şartsız bildirilen haberlerden şartlısını anlamanın caiz, hatta lazım olduğu da bildirilmiştir. Şartlı olarak anlamadığımızı, şartsız olduğunu anladığımızı bir an için düşünürsek bu şartsızlık yukarıdaki şartlı haberlere aykırı olur. İki kuvvetli haber birbirini bozmuş olur. Hâlbuki bu iki haberin kuvveti eşit değildir; çünkü mekruh olduğunu bildiren haberler hem daha çoktur hem de beğenilmiş ve fetva hâlini almışlardır. Caiz diyen haberler böyle değildir. "İki haber de kuvvetlidir" dersek; bir şeyin hem mekruh hem de mubah olduğunu bildiren haberler olunca mekruh olduğu kabul edilir. Böylece ihtiyat gözetilmiş olur. Usul-i fıkıh âlimleri böyle buyurmuştur.

Yukarıdaki açıklamalardan anlaşıldı ki; Aşure günü ve Berat ve Regaip geceleri camilerde toplanarak cemaat ile namaz kılan yüzlerce kişi, bu toplantılarla sevap kazandıklarını sanıyorlar ise de bunlar fıkıh âlimlerinin söz birliği ile mekruh dedikleri işi işlemektedirler. Mekruhu iyi bilmek ise büyük cinayetlerdendir; çünkü haramı mubah bilmek küfür olur. Mekruhu mubah bilmek ondan bir basamak aşağıdır. Bu işin çirkinliğini iyi anlamalıdır. Mekruh olmaktan kurtulmak için ezan ve ikamet okumadıklarını ileri sürüyorlar. Evet, ezan okumayınca mekruh olmayacağını bildiren birkaç haber vardır; fakat bir iki kişi olmak ve caminin bir köşesinde kılmak şartı ile mekruh olmaz demişlerdir. Böyle olmazsa bu âlimlere göre de mekruh olur. Haber vermek yalnız ezan ve ikamet demek değildir; birbirlerine söylemekle de olur. Böylece binlerce kimse nafile kılacaklarını birbirlerine yaymaktadırlar. Aşure günü ve sayılı zamanlarda mahalle mahalle birbirlerine haber veriyorlar; "Filan şeyhin, filan imamın camisine gidelim, cemaat ile namaz kılınacak" diyorlar. Böyle haberleşmek ezandan ve ikametten daha kuvvetli olmaktadır; haber vermek şartı tam yerine gelmektedir. Haberleşmenin ezan ve ikametle olacağını açıklayan birkaç habere uysak bile, yukarıda bildirdiğimiz gibi bir iki kişinin cami köşesinde kılması şartı da vardır.

Şunu da bildirelim ki nafile ibadetleri gizli yapmak lazımdır; böylece riya ve gösteriş tehlikesi olmaz. Cemaat ile kılmak böyle değildir. Farzları açıkça yapmak, herkese göstermek lazımdır; çünkü farzlarda gösteriş lekesi olmaz. Bunları cemaat ile kılmak bunun için uygundur. Bundan başka cemaatin çok olması fitne uyandırır. Bunun içindir ki cuma namazında sultanın veya vekilinin bulunması şart olmuştur; böylece fitne çıkma tehlikesi ortadan kalkmış olur. Bu mekruh cemaatlerde fitne uyanma korkusu daha çoktur. Bu bakımdan da bu toplantılar İslamiyet’e uygun değildir, yasaktır. Hadis-i şerifte (alâ sâhibihe’s-salâtü vesselâm): (Fitne uykudadır. Bunu uyandırana Allah lanet eylesin!) buyuruldu. Bütün bunlardan anlaşılıyor ki; İslam valilerinin, hakimlerinin ve koruyucu kimselerin böyle toplantıları dağıtmaları lazımdır. Bunun için sıkı davranmaları, sıkıştırmaları yerinde olur. Böylece fitneye yol açan bir bidat ortadan kaldırılmış olur. Her şeyin doğrusunu Allahü teâlâ bildirir. Doğru yolu gösteren ancak O’dur.


Abdulkadir Akçiçek Tercümesi