Mektuplar

MEVZUU:

Aşure, beraet ve bunlardan başka nafile namazların cemaatle kılınmasını men etmeye dairdir.

NOT:

İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Seyyid Muhibbillah Mankpuri'ye yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun ki, bizi resullerin efendisine tabi olma şerefine erdirdi; dinde bid'atları işlemekten bizi korudu.

Dalâlet binasını yıkan, hidayet bayraklarını yükselten zata salât ve selâm olsun. Keza, onun ebrar (sâdık) âline ve ahyar (hayırlı) ashabına da..

***

Bilinmesi yerinde olan bir durum var ki, ÅŸudur:

Bu zamanda, havastan ve avamdan insanların pek çoğu, nafile namazların edasına ihtimam gösterirler. Lâkin onlar, farz namazların edasında gevşek davranırlar; onun sünnetine ve müstehablarına riayet etmezler. Ancak, pek az kimseler müstesna..

Onlar, nafile namazları değerli bilmekle beraber, farz namazları küçük ve düşük görmektedirler.

Farz namazları, pek az olarak, müstehab vakitlerinde eda ederler. İlk tekbiri cemaatle imama uyarak almaya ihtimam göstermezler. Hatta, cemaatle namazın kaçırılmasına dahi önem vermezler. Ancak, sırf farz namazı, tembellik ve gevşeklikle kılmayı dahi bir ganimet sayarlar. Ama nafile namazları, kemaliyle ihtimam göstererek, tam bir cemaatle eda ederler. Meselâ: Aşura, beraet, receb ayının yirmi yedinci gecesinin namazını sayabiliriz. Bir de receb ayının ilk cuma gecesi ki, bunun adına:

— Leyle-i reğaib..

Derler.. Bu yaptıklarını da hasen ve müstahsen görürler. Ama bilmezler ki o: Şeytanın tesvilâtından (kötüyü güzel göstererek aldatmalarından) olup seyyiatı hasenat suretinde göstermektedir.

Şeyh'ül - îslâm Mevlâna Usameddin Herevî Vikaye şerhinin haşiyesinde şöyle dedi:

— Nafile namazı cemaatle kılmak, farzları dahi cemaatle kılmayı terk etmek, Şeytan'ın tesvilâtındandır.

Şunun bilinmesi gerekir ki; nafile namazı cemaatle kılmak, mezmum (zemmedilmiş) ve mekruh bid'atler arasındadır. Bu mânâda, Hatem'ür - risalet Resulûllah (ﷺ) efendimiz, şöyle buyurdu:

— «Bir kimse, dinimizde olmayan yeni bir şey ihdas ederse o merduddur (reddolunmuştur).»

Bilesin ki,

Nafile namazları cemaatle kılmak, bazı fıkhı rivayetlerde mutlaka mekruhtur. Bazı rivayetlerde ise; bu mekruh olma durumu çağırma ve cemiyet olma şartına bağlanmıştır. Bu ikinci şarta göre, iki kişiyle bir davet vaki olmadan mescidin bir köşesinde kılınırsa caizdir. Üç kişi olmasında meşâyihin değişik görüşü vardır. Dört kişi ile kılmak, bazı rivayette ittifakla mekruhtur. Bazı rivayette ise, en sahihi mekruh olduğudur.

Siraciye, fetvasında: Teravih ve güneş tutulması namazı hariç olmak üzere, nafile namazı cemaatle kılmayı mekruh saydı.

Fetava-i Gıyasiye'de ise.. Şeyh'ül-İslâm Serahsî Rh. şöyle dedi:

— Ramazanın haricinde nafile namazı cemaatle kılmak ancak şu şekilde mekruh olur:

a) Bir davet vaki olursa.
b) Amma, bir veya iki kiÅŸi iktida ederse mekruh olmaz.
c) Üç kişinin iktidasında ihtilâf vardır.
d) Dört kişilik bir cemaatle kılınmasında ihtilafsız kerahet vardır.

Hülâsa'da şöyle anlatıldı:

— Nafile namazı cemaatle kılmak, çağırma yolu ile olursa mekruh olur. Ama ezansız, kametsiz olarak mescidin bir köşesinde kılarlarsa mekruh olmaz.

Şems'ül-eimmetü Halevani şöyle dedi:

— Nafile namazı cemaatle kılmakta, imamdan başka üç kişi olursa; ittifakla mekruh olmaz. Dört kişide ihtilâf vardır; ama sahih olan mekruh olduğudur.

Fetava-i Şafiiyede şöyle anlatıldı:

— Ramazan ayı müstesna nafile namazı cemaatle kılmak mekruhtur. Bunun mekruh olması tedai (çağırma) şartlıdır. Yani: Ezanla kametle.. Ama çağırma olmadan, bir iki kişi iktida ederse; mekruh olmaz. Ama üç kişi iktida ederse; meşâyihin Rh. ihtilâfı vardır. Allah onlara rahmet eylesin. Ama, dört kişi iktida ederse; ittifakla mekruh olmaktadır.

Bu misilli rivayetler çok olup fıkıh kitapları onlarla doludur.

Şayet nafile namazın cemaatle kılınmasına mutlak olarak cevaz veren ve aded zikri için sükût geçen (cemaatin sayısına değinmeyen) bir rivayet bulursan; onu bir başka rivayette vaki olan mukayyed duruma hamletmelisin. Mutlak, mukayyed murad edilmiş olabilir; cevaz dahi, ikiye ve üçe inhisar ettirilmelidir.

Hanefî âlimleri, mutlakı ıtlak edildiği şeye usulde alıp mukayyede hamletmezler ise de; lâkin onlar, mutlak hamlini rivayetlerde mukayyed üzerine caiz görürler; hatta bunu lâzım sayarlar. Farz-ı muhal tariki ile anlatıldığı gibi hamledilmez de, mutlak olarak iş icra edilirse o zaman, bu mutlak mukayyed üzerine muarız düşer. Kuvvetin müsavi olduğunu kabul edemeyiz; çünkü kuvvette müsavat memnudur.

Çünkü: Kerahet rivayeti çok olduğuna göre tercih edilmiş ve fetva da ona göre verilmiştir. Mubah tarafına fetvaya gidilmemiştir. Her iki tarafın kuvvette müsavi olduğu kabul edilse dahi derim ki:

— Kerahet delilleri ile mubah delilleri birbiri ile muaraza ettiğine göre, kerahet tarafını tercih etmek lâzımdır. Çünkü, onda ihtiyata riayet vardır. Nitekim, usul-ü fıkıh ehli katında mukarrer olan (kararlaştırılan) durum da budur.

***

O kimseler ki, aşura, beraet gecesi, regaip gecesi mescidlere toplanıp büyük bir cemaatle nafile namaz kılarlar; hem de iki yüz, üç yüz kişi ile.. Böyle bir içtima ve cemaatle kılınan namazı dahi iyi görürler; ulemanın ittifakı ile bunlar mekruh irtikâb ederler. Kabahatleri iyi görememek dahi, en büyük kabahatler arasındadır.

Çünkü, haramı mubah itikad etmek küfre götürür. Mekruhu iyi zannetmek ise; ancak ondan bir mertebe aşağıdır. Artık bu fiilin şenaati düşünülmelidir.

Anlatılan keraheti def etmek babında dayanakları, bir çağırma olmayışına göredir. Evet; bir çağırma olmayışı, bazı rivayetlere göre, keraheti giderir. Ama bu dahi, bir veya iki kişinin iktidasına verilmiştir. Bunun şartı dahi, mescidin bir köşesinde kılınmasına bağlanmıştır. Bundan başkası boştur.

Durum, yukarıda anlatıldığı gibi olmakla beraber, çağırma (tedai) durumu, birinin diğerine nafile namazın edasını bildirmesidir. Bu mânâ dahi, yapılan o cemaatte tahakkuk etmiştir. Zira, onlar birbirlerine, kabile kabile aşure gününü ve diğerlerini bildirmektedirler. Derler ki:

— Falan şeyhin veya falan âlimin mescidine gidelim ve orada namazı cemaatle eda edelim.

Bu durumda onlar, bu gibi fiili ve bu gibi bildirmeyi ezandan ve kametten daha yeterli itibar etmektedirler. Böylelikle de, çağırma sabit olmuş olur.

Çağırmayı ezana ve kamete mahsus kıldığımız takdirde, nitekim bazı rivayetlerde böyledir; bundan dahi hakiki ezanı ve kameti murad etsek, bunun cevabı dahi önce geçti. Şöyle ki: Kerahetin olmayışı, daha önce anlatılan şartlarla beraber bir veya iki kişiye mahsustur.

Åžunun bilinmesi yerinde olur:

Nafilenin binası, gizlilik ve saklılık üzerinedir. Zira ona görsünler ve işitsinler zannı girebilir. Böyle bir şey dahi onun mânâsına aykırıdır.

Farzın edasında matlub olan ise; izhâr ve ilândır. Zira o, görsünler ve işitsinler şaibesinden beridir. Bunun için de, onun cemaatle kılınması yerinde olur.

***

Şöyle de diyebiliriz:

— Cemaatın çokluğunda, fitnenin meydana gelmesi zannı vardır. Bu sebebledir ki, cuma namazının kılınmasında sultanın veya naibinin bulunması şart görüldü. Ta ki: Fitne meydana gelmesinden emin oluna..

Bu mekruh olan cemaatlerde dahi, aynı şekilde fitnenin uyanması ihtimali vardır. Zira böyle bir cemaat maruf (şeriâtın makbul kıldığı) değil; münkerdir (Allah'ın râzı olmadığıdır).

Resulûllah (ﷺ) efendimiz, bir hadis-i şerifinde şöyle buyurdu:

— «Fitne uykudadır, uyandırana Allah lanet eylesin.»

Bu durumda, idareyi elinde tutanlara, İslâm kadılarına, koruma memurlarına lâzımdır ki: Bu toplantılara mani olalar. Hem de, bu babda en yeterli şekilde sert tedbirler alarak.. Ta ki: Fitneye çıkma ihtimali bulunan bu bidatler daha fazla yayılmaya..

Allah Hakkı yerine getirir ve bu yola hidayet eden odur.


Sağ Ok Hakîkat Kitâbevi Tercümesi