Konu: Hakiki küfür hakkında sorulan soruya cevap hakkındadır.


Mektup, Maksud Ali Tebriz'e yazılmıştır.

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla başlıyorum.

Allah'a hamd olsun. Selam, onun seçtiği kullarının üzerinedir. Kıymetli mektubunuz ulaştı. Mektupta; sofilerin bazı sözleriyle ilgili sorular sorulmaktadır.

Ey evlat,

Her ne kadar zaman ve mekan, konuşma ve yazmaya müsait değilse de, lakin sorulan sorulara mutlaka cevap vermek lazım. Dolayısıyla zorunlu olarak bazı cümleler yazdım. Bütün sorulan soruların halli için verilen cevabın özeti şu;

Şeriatta küfür ve İslam olduğu gibi, aynı şekilde tarikatta da küfür ve İslam vardır. Nasıl ki şeriatta ki küfür, şer ve eksiklik -noksanlık- olup, onun İslam'ı da olgunluksa, aynı şekilde tarikattaki küfür de, noksanlık ve şerdir. İslam'ı ise olgunluktur.

Tarikat küfrü, örtünme -saklanma- yeri olan cem' makamından ibarettir. Bu yerde hakla batılın birbirinden ayrılması kaybolmuştur. Zira salikin orada -aynada- gördükleri güzellik ve çirkinlikler, sevgilinin birliğinin güzelliğidir.

O birliğin -vahdetin- görüntülerinden ve gölgelerinden başka, hayır, şer, olgunluk ve noksanlık bulamaz. Böyle olunca hiç şüphesiz temyizden kaynaklanan inkâr bakışı, onun hakkında yok olur.

Zorunlu olarak her şey yerinde ve doğru olur. Her şeyi doğru yol üzerinde bulur. Böylelikle şu ayeti mırıldanır: "Hareket eden hiçbir yaratık yoktur ki, idare ve tasarrufunu O tutmasın. Benim Rabbim, gerçekten doğru bir yol üzerindedir." Hud; 56

Bazı zamanlarda da görüneni, zahir olanın aynı olarak görür. Yaratığı hakkın aynı, Rabbi de terbiye olmuş olanın aynısı zanneder. Bütün bunlar, cem' -toplama- mertebesinde açılan çiçeklerdir. Bu makamda Hallac demiştir ki;

Şiir:

Allah'ın dinine küfrettim, çünkü vacip bana,

Küfretmek, Müslümanlar indinde çirkin de olsa...

Bu tarikat küfrü ile şeriat küfrü arasında tam bir münasebet mevcuttur. Her ne kadar şeriat kafiri kovulmuş ve azaba müstahak olmuş, tarikat kâfiri de makbul olup derecelerle karşılık almış ise de bu küfür ve saklama -örtme- hakiki sevgilinin muhabbetinin ağır basmasından ve ondan başka her şeyi unutmasından kaynaklanmaktadır. Bundan dolayı makbul olmuş oluyor. O küfür, cehaletin ve inadın istila etmesinden meydana geliyor. Dolayısıyla tabii olarak reddedilmiş oluyor.

Tarikat İslamı, temyiz makamı olan cem' makamından sonraki ayırma -firak- makamından ibarettir. Bu makamda hak ve hayır, batıl ve şerden ayrılır. Bu tarikat İslamı'nın, şeriat İslamı ile tam bir münasebeti bulunmaktadır. Hatta şeriat İslamı olgunluğa eriştiği zaman, bu İslam'la o, bir bağlantı edinir. Hatta her iki İslam da şeriat İslamı'dır. Aralarındaki fark; biri şeriatın zahiri, diğeri ise şeriatın batını olmasıdır. Biri şeriatın sureti, diğeri ise şeriatın hakikati olmasıdır.

Tarikat küfrünün mertebesi, her ne kadar gerçek şeriat İslamı'na göre aşağı ise de, sureta şeriat İslamı mertebesinden daha üstündür.

Şiir:

 

Semâyı Arş'la kıyaslarsak düşer,

Yerle kıyaslarsak ondan yüce ne var...

Şeriatın zahirine ters düşen şeyhlerin (k.s) konuştukları, şeyhlerin (k.s) maksadını aşan, karışık ve şeriatın zahirine ters düşen hangi sözleri varsa, bütün bunlar, sarhoşluk ve temyizin bulunmadığı yer olan tarikat küfrü makamında söylenmiş olan sözlerdir.

İslam'ın hakikati devleti ile müşerref olan büyükler ise, onlar bu tür kelimelerden uzaktırlar ve münezzehtirler. Onlar, gizli-açık bir şekilde peygamberlere uyup onlara tâbi olurlar.

Kendinden geçerek maksadını aşan sözler konuşan şahıs, herkesle barışık olma makamındadır. Herkesi, doğru yol üzerinde zanneder. Hak ile halk arasındaki ayrımı tesbit etmez. İkiliğin varlığını söylemezler.

Eğer bu şahıs cem' -toplama- makamına ulaşmış tarikat küfrü ile tahakkuk edip, Allah'dan gayrını unutmuşsa, o şahıs makbuldür. Onun söyledikleri, sarhoşluktan kaynaklanmıştır ve sözün zahirine yüklenmiştir. O şahıs eğer bu sözleri bu haller hasıl olmaksızın, olgunluğun ilk derecesine ulaşmadan söylenmiş ise, herkesi hak üzere ve doğru yol üzere sanıp, batılı haktan ayıramazsa, o şahıs zındıklardandır, inkarcılardandır. Ki bunların gayeleri, şeriatı iptal etmektir. İstedikleri; âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberlerin (s.a.v) davetlerini ortadan kaldırmaktır.

Bu ters sözler, haklıdan da gelir, batıl kişiden de gelir. Bu sözler, hak ehlinden çıkarsa, hayat suyu olur. Batıl birinden çıkarsa öldürücü zehirdir. Tıpkı Nil Nehri'nin suyu gibi... Bu nehir, İsrail Oğullarına has su olurken, Kiptiler için kan ve azap olmuştur. Bu makam, ayakların kaydığı makamdır.

Müslümanlardan bir çokları, sarhoşluk ehli büyüklerin sözlerini taklit ederek, doğru yoldan sapmışlar, sapıklık ve hüsran çukurlarına yuvarlanmışlardır. Dinlerini, toz-duman yapıp uçurmuşlardır. Bilemediler ki, bu sözleri kabul etmek, bir takım şartlara bağlıdır. O şartlar ise, sarhoşluk erbabı kişilerde mevcuttur. Bunlarda ise bulunmamaktadır.

Bu şartların en büyüklerinden biri de; kabul dehlizi olan Sübhan Hakk'dan gayrisini unutmaktır. Hakkın batıldan ayrılışının ölçüsü, şeriat üzere bulunması veya şeriat üzerinde bulunmaması...

 


A. Akçiçek Tercümesi