|
|
DİNLE NEY'DEN
Dinle, bu ney
nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:
Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryadımdan erkek, kadın... herkes
ağlayıp inledi.
Ayrılıktan parça parça olmuş, kalb isterim ki iştiyak derdini açayım.
Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar.
Ben her cemiyette ağladım, inledim. Fena hallilerle de eş oldum, iyi
hallilerle de.
Herkes kendi zannınca benim dostum oldu ama kimse içimdeki sırları
araştırmadı.
Benim esrarım feryadımdan uzak değildir, ancak (her) gözde, kulakta o
nur yok.
Ten candan, can da tenden gizli kapaklı değildir, lakin canı görmek için
kimseye izin yok.
Bu neyin sesi ateştir, hava değil; kimde bu ateş yoksa yok olsun!
Aşk ateşidir ki neyin içine düşmüştür, aşk coşkunluğudur ki şarabın
içine düşmüştür.
Ney, dosttan ayrılan kişinin arkadaşı, haldaşıdır.
Onun perdeleri, perdelerimizi yırttı.
Ney gibi hem bir zehir, hem bir tiryak, ney gibi hem bir hemdem, hem bir
müştak kim gördü?
Ney kanla dolu olan yoldan bahsetmekte, Mecnun aşkının kıssalarını
söylemektedir.
Bu aklın mahremi akılsızdan başkası değildir, dile de kulaktan başka
müşteri yoktur.
Bizim gamımızdan günler, vakitsiz bir hale geldi; günler yanlışlarla
yoldaş oldu.
Günler geçtiyse, geçip gitsin; korkumuz yok.
Ey temizlikte naziri olmayan, hemen sen kal!
Balıktan başka her şey suya kandı, rızkı olmayana da günler uzadı.
Ham, pişkinin halinden anlamaz, öyle ise söz kısa kesilmelidir vesselam.
Devâmı...
Ey oğul! Bağı
çöz, azat ol. Ne zamana kadar gümüş, altın esiri olacaksın?
Denizi bir testiye dökersen ne alır? Bir günün kısmetini…
Harislerin göz testisi dolmadı. Sedef, kanaatkâr olduğundan inci ile
doldu.
Bir aşk yüzünden elbisesi yırtılan, hırstan, ayıptan adamakıllı
temizlendi.
Ey bizim sevdası güzel aşkımız; şadol; ey bütün hastalıklarımızın
hekimi;
Ey bizim kibir ve azametimizin ilâcı, ey bizim Eflâtun’umuz! Ey bizim
Calinus’umuz!
Toprak beden, aşktan göklere çıktı; dağ oynamaya başladı, çevikleşti.
Ey âşık! Aşk; Tûr’un canı oldu. Tûr sarhoş, Mûsa da düşüp bayılmış!
Zamanımı beraber geçirdiğim arkadaşımın dudağına eş olsaydım ( sırlarına
tahammül edecek bir hemdem
bulsaydım) ney gibi ben de söylenecek şeyleri söylerdim.
Dildeşinden ayrı düşen, yüz türlü nağmesi olsa bile dilsizdir.
Gül solup mevsim geçince artık bülbülden maceralar işitemezsin.
Her şey mâşuktur, âşık bir perdedir. Yaşayan mâşuktur, âşık bir ölüdür.
Kimin aşka meyli yoksa o kanatsız bir kuş gibidir, vah ona!
Sevgilimin nuru önde, artta olmadıkça ben nasıl önü, sonu idrak
edebilirim?
Aşk, bu sözün dışarı çıkıp yazılmasını ister; ayna gammaz olmaz da ne
olur?
Aynan, bilir misin, neden gammaz değil?
Yüzünden tozu, pası silinmemiş de ondan!
|
|