Üçüncü Beyân

İkinci âfet – Fuzulî konuşmak

Birinci âfet, lüzumsuz şeyler üzerinde durmak; ikinci âfet ise fazla konuşmaktır. Bu da mezmûmdur. Fazla mâlâyânî de bunun içine girdiği gibi, lâzım olan şeylerde lüzumundan fazla konuşmak da bu hükme girer. Çünkü maksadını kısa cümlelerle ifade etmesi mümkün iken onu uzun cümleler ve tekrarlarla ifade etmek de mümkündür. Bir kelime ve bir cümle ile ifade edilebilen maksadları iki kelime veya iki cümle ile ifadede ikinciler fuzulî olmuş olur. Yâni ihtiyaçtan fazla konuşmak olur ki, günah ve zararı mûcib olmasa bile, yukarıda anlattığımız sebepler dolayısıyla bu da mezmûmdur.

Atâ b. Ebi Rıbah şöyle anlatıyor: “Selef fuzulî sözlerden hoşlanmaz ve onları çirkin görürlerdi. Allah'ın Kitâbı, Resûlün sünneti, emri mâruf, nehyi münker ve geçim için muhtaç olduğu sözlerden başka her sözü fuzulî kabûl ederlerdi. Siz, sağınızda solunuzda oturup ağzınızdan çıkan her sözü yazan ve sizi koruyan yazıcı melekleri unuttunuz mu? Sizden biriniz, dünyada ömrü boyunca doldurduğu amel sahîfeleri Allah huzûrunda açılıp ekserîsinin ne dünya ne de âhirete yarayan kusurlu sözler olduğunun görülmesinden utanmaz mı?”

Sahabeden bir zât şöyle anlatıyor: “Bâzen benden öyle şeyler sorulur ki, hararetli bir adamın soğuk suya olan hevesinden daha hevesli olarak bunu cevaplandırmak isterim. Fakat fuzulî konuşma olur korkusu ile bu arzumu yerine getirmem, bu sözü cevaplandırmam!”

Mitraf38 da şöyle anlatıyor: "Allah'ın celâlini kalbinizde büyütünüz, O'nun adını düşük şeylere katmayınız."

Bilmiş ol ki, fuzulî sözler muayyen değildirler. Ancak mühim olanları Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılmıştır. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

لَا خَيْرَ فِي كَثِيرٍ مِنْ نَجْوَاهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَاحٍ بَيْنَ النَّاسِ

“Onların fısıldaşmalarının bir çoğunda hayır yoktur. Meğer ki bir sadaka vermeyi, ya bir iyilik yapmayı veya insanların arasını düzeltmeyi emredenler (inki) ola. Kim Allah'ın rızasını arayarak böyle yaparsa biz ona çok büyük bir mükafat vereceğiz.” (Nisâ: 114)

Resûli Ekrem de şöyle buyurmuştur:

طُوبَى لِمَنْ أَمْسَكَ الْفَضْلَ مِنْ لِسَانِهِ وَأَنْفَقَ الْفَضْلَ مِنْ مَالِهِ

“Müjde o kimseye ki, sözünün fazlasını tutmuş ve malının fazlasını infâk etmiştir.”39 Halbuki insanlar tamamen bunun aksini yapmakta; mallarının fazlasını tutup dillerini alabildiğine salıvermektedirler.

Yine Mitraf babası Abdullah'tan haber veriyor, Abdullah diyor ki: Amiroğullarından birkaç kişi ile Resûli Ekrem'in huzûruna çıktık. Bunlar; “Sen bizim efendimizsin, sen bizim en büyüğümüz ve en üstünümüzsün, sen parlak bir kâsesin, sen şöylesin, sen böylesin gibi mukaddimelere başladılar. Resûli Ekrem:

قُولُوا قَوْلَكُمْ وَلَا يَسْتَهْوِينَّكُمُ الشَّيْطَانُ

“Söyleyeceğinizi söyleyin, şeytan sizi şaşırtıp durmasın” buyurdu. Resûli Ekrem'in mübarek sözünde, dil bir defa doğru da olsa övmeğe başlayınca şeytan onu havalandırıp aşırı gitmesine sebep olabilir.

İbn Mes'ûd (r.a.) "Fuzûli konuşmalardan sizi korkuturum. Kişi için ihtiyacı kadar konuşmak kâfidir" demiştir.
Mücahid de şöyle anlatıyor: "Ağzından çıkan her söz yazılır, hatta baba çocuğunu susturmak için "Dur, ben sana şunu bunu alacağım" der de sonra almazsa yalancılardan yazılır."

Hasan-ı Basrî şöyle demiştir: “Ey âdemoğlu, senin için defter hazırlandı. Kirâmen Kâtibîn adında iki melek vazîfelendirildi, yaptıklarını yazıyorlar. İstediğini yap; ister az yap ister çok.”

Rivayete göre Süleymân aleyhisselâm ifritlerinden birini bir yere gönderdi. Arkasından da takipçi çıkarıp, bakın bakalım ne yapıyor? diye emretti. Takipçi geldi ve sokakta başını göklere kaldırdığını, sonra insanlara bakıp başını salladığını haber verdi. İfrit dönünce, Süleyman aleyhisselâm:
 Niçin öyle yaptın? diye sordu. İfrit:

İnsânların başı üzerinde bulunan meleklerin ne sür'atli yazı yazdıklarına ve altlarında bulunanların sür'atli temâyüllerine şaştım ve onun için kafamı salladım, dedi.
Ibrahim Teymi de şöyle anlatıyor: "Mü'min, konuşacağı zaman sözüne bakar; lehinde ise onu konuşur, aleyhinde ise konuşmaz. Fakat facir böyle değil, ağzına her geleni birbiri peşinden salıverir gider."
Hasan1 Basri "Çok konuşanın yalanı çoğalır. Malı artanın günahı artar. Kötü huylu olanın nefsi muazzeb olur" demiştir.

Amr b. Dinar şöyle anlatıyor: Resûli Ekrem'in huzurunda adamın biri konuştu ve lafı uzattı. Resûli Ekrem (s.a.v.):

كَمْ دُونَ لِسَانِكَ مِنْ حِجَابٍ؟

“Dilinin önünde kaç perde var?” diye sordu. Adam: “Dudak ve dişlerim var” dedi. Bunun üzerine Resûli Ekrem:

أَفَمَا كَانَ لَكَ فِي ذَلِكَ مَا يَرُدُّ كَلَامَكَ؟

“Bunların hiçbiri senin sözlerini durduramadı mı?” buyurdu.40

Bir rivayette Resûli Ekrem, huzûrunda aşırı derecede kendisini medh eden bir adama:

مَا أُوتِيَ رَجُلٌ شَرًّا مِنْ فَضْلٍ فِي لِسَانِهِ

“Dilindeki lâf kalabalığı kadar kötülük kimseye verilmemişti; yani kişinin en büyük kötülüğü fazla konuşmasıdır” buyurdu.

Ömer b. Abdülaziz "Kendimi överim korkusu ile bir çok sözlerden sarfı nazar ederim" demiştir.
Hakimlerden biri "Sizden biriniz herbangi bir meclisde camı konuşmak isterse, konuşmasın. Sükût ettiği zaman, sükût etmek hoşuna gidiyorsa, işte o zaman konuşsun!" demiştir.

Yezid b. Ebû Habib de şöyle anlatıyor: "Alimin fitne sinden biri de konuşması kendisi için susmasından daha sevimli olmasıdır. Zîra dinlemekte ve susmakta selâmet, konuşmakta ise süslenmek, artık veya eksik konuşmak vardır."

İbn Ömer (r.a.) "Kişi için en mühim olan, dilini temizlemektir" demiştir.

Ebû'd Derdâ (r.a.) kaba sözlü bir kadın gördü ve "Keşke dilsiz olaydı" dedi.

İbrahim Nehaî: “İnsanları iki haslet mahveder. Biri fazla mal toplamak, diğeri de fazla konuşmaktır” demiştir.

İşte fuzulî sözlerin âfetleri ve sebepleri bunlardır. İlâcı, mâlâyânî sözlerin ilacıdır.