Yedinci Beyân

Altıncı âfet - Sözün derinliğine dalmak

Ağzı eğip bükerek seci ve kafiye yapmak, edebiyat yapacağım diye yapmacık hareketlerde bulunmak, maksadına îmâ ve ta'riz yolu ile varmak şeklinde konuşmalardır. Bütün bu yapmacık hareketler, mevzûya girmeden lüzumsuz mukaddimeler ve mezmûm olan şeylerdir. Bunlara tekellüf denir.

Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

أَنَا وَأَتْقِيَاءُ أُمَّتِي بُرَآءُ مِنَ التَّكَلُّفِ

“Ben ve ümmetimin müttakîleri tekellüften, böyle yapmacık hareketlerden berîyiz.”62

Yine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ أَبْغَضَكُمْ إِلَيَّ وَأَبْعَدَكُمْ مِنِّي مَجْلِسًا الثَّرْثَارُونَ الْمُتَفَيْهِقُونَ الْمُتَشَدِّقُونَ فِي الْكَلَامِ

“Benim için en sevimsiz ve meclisimden en uzak olanınız, kendini beğenip, ağzını sağa sola yayarak edebiyat yapmağa kalkışan ve lafı uzatan kimselerdir.”63

Hz. Fâtıma'nın (r.a.) rivâyetinde Resûli Ekrem:

شِرَارُ أُمَّتِي الَّذِينَ عُذُّوا بِالنَّعِيمِ يَأْكُلُونَ أَلْوَانَ الطَّعَامِ وَيَلْبَسُونَ أَلْوَانَ الثِّيَابِ وَيَتَشَدَّقُونَ فِي الْكَلَامِ

“Ümmetimin kötüleri, bol ni'metlerle gıdâlanıp, muhtelif yemekler yiyen, renkli elbiseler giyen ve ağzını eğip bükerek konuşanlardır” buyurmuştur.64

Yine Resûli Ekrem bir hadîsinde de şöyle buyurmuştur:

هَلَكَ الْمُتَنَطِّعُونَ

“Dikkat edin, derin sözlere dalıp lüzumsuz yere lâfı uzatanlar helâk olmuşlardır.”65 Peygamberimiz bunu üç defa tekrar ettiler.

Hz. Ömer de (r.a.), “Çene çatlatarak deve kükremesi gibi konuşmak, şeytanın gevelemesindendir” demiştir. Sa'd'ın oğlu Amr bir şey istemek üzere babası Sa'd'ın yanına gitti ve bazı mukaddimelerle söze başladı. Bunun üzerine Sa'd şöyle dedi: “İhtiyacına en uzak kaldığın bugündür. Zira ben Resûli Ekrem'in şöyle buyurduğunu işittim:”

يَأْتِي عَلَى النَّاسِ زَمَانٌ يَتَخَلَّلُونَ الْكَلَامَ بِأَلْسِنَتِهِمْ كَمَا تَتَخَلَّلُ الْبَقَرَةُ الْكَلَاءَ بِأَلْسِنَتِهَا

“Bir zaman gelecek, insanlar sözlerini ağızlarında, ineklerin otu gevelemeleri gibi geveleyip duracaklar.”66

Yani sen de sözünü geveleyip durma; ne diyeceksen onu de, yapmacık sözlerle fuzûlî mukaddimelere lüzum yoktur, demek istedi. Bu şekil konuşmalar da dilin âfetlerindendir. Güçlükle söylenen kafiyeli sözler de bu hükümdedir. Adet dışı edebiyat da böyledir.Karşılıklı konuşmalarda da hüküm aynıdır.

Resûli Ekrem (s.a.v.) bir cenînin (anne karnındaki çocuğun) düşürülmesi ile alakalı hükmünü verdiği vakit, cânîlerin taraftarları, “Yemeyen, içmeyen, konuşmayan ve ses vermeyen şeyin diyeti nasıl olur?” dediler ve bu sözleri Arapça ifade ile edebî bir tarzda (kafiyeli) konuştular. Bunun üzerine Resûli Ekrem:

أَسَجْعًا كَسَجْعِ الْأَعْرَابِ؟

“Arabın kafiyeli sözü gibi mi?”67 buyurdu ve bu şekil kafiyeli konuşmayı reddetti. Zira tekellüf ve yapmacık davranış ortada idi.

Lâyık olan, maksada inhisar ettirmektir. Çünkü sözdeki gaye, maksadı anlatmaktır. Bunun fazlası uydurma ve yapmacık hareketler oldukları için mezmûmdurlar.

Hitâbetteki sözleri düzeltmek, aşırı gitmeden ve garib kelimeler kullanmadan güzel konuşmak bu uydurmalara girmez. Çünkü hitâbetteki gaye, kalbleri harekete geçirmek ve gönülleri yumuşatmaktır. Güzel sözün dahli burada büyüktür. Ama karşılıklı konuşmalarda böyle edebiyat yapmağa lüzum yoktur. Bu gibi ahvâlde edebiyata kaçmak riyâdır, kendi fesâhatini ortaya koymaktır ki, bunların hepsi şer'an mekrûh memnû ve mezmûm olan davranışlardır.