Lânet, ister insan, ister hayvan ve ister nebâtâta olsun, mezmûmdur. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Mü'min lânet edici olamaz.”84
Diğer hadisde de şöyle buyurulmuştur:
“Allah'ın gazabı, Allah'ın lâneti ve Cehennem ile lânetleşmeyin.”85
Huzeyfe diyor ki: "Bir kavim lânetleşirse, lâneti hak ederler."
İmrân b. Husayn şöyle demiştir: Resûli Ekrem bir seferde iken Ensar'dan bir kadın devesine kızarak onu tel'în etti. Resûli Ekrem:
“Devenin yükünü alın, semerini çıkarın; zîra mel'ûndur” buyurdu.86 Ravi diyor ki: "Deve gözümün önündedir, kimse tarafına bakmadan başı boş olarak kafile arasında gidiyordu."
Ebû'dDerda (r.a.) diyor ki: Yere kim lânet ederse, yer, kendisine en çok asî olana, Allah lânet etsin, der.
Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Hz. Ebû Bekir (r.a.) kölelerinden bazılarını tel'in ediyordu. Resûli Ekrem ona dönerek:
“Ya Ebâ Bekir, hem sıddîklık, hem de lânet edicilik bir arada olur mu? Kâbe'nin Rabbine yemin ederim ki, olamaz!” buyurdu.87 Bunun üzerine Ebû Bekir kölelerini azad etti ve bir daba lânet etmeyeceğine dair Resûli Ekrem'e söz verdi".
Yine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:
“Lânet ediciler kıyamet günü ne şefâatçi, ne de şâhid olurlar.”88
Enes (r.a.) diyor ki: Adamın biri Resûli Ekrem'in de bulunduğu bir yolculukta, devesi üzerinde giderken, devesini lânetledi. Resûli Ekrem:
“Ey Allah'ın kulu, lânetlenmiş deve ile aramızda gitme” buyurdu.89
Lânet, Allah'tan kovulmak ve uzaklaştırmak mânasındadır. ki bu, ancak Allah'tan uzaklaşmağı gerektiren 51fatlara sahip olduğu zamandır. Başka süretle câiz değildir. O sıfatlar da küfür ve zulüm vasıflarıdır. Mesela: "Allah'ın lâneti zâlimler veya kafirler üzerine olsun" gibi. Burada Şeriat'ın lafzına uymalıdır. Çünkü länette büyük tehlike vardır. Zira lânet, mel'ûnu uzaklaştırdı demek Allah'a karşı bir hükümdür. Bu da gaybdır. Gaybı Allah'tan başka kimse bilmez. Ancak, Allahu Teâlâ bildirmiş ise peygamberi de bilebilir.
Lâneti gerektiren sebepler üçtür: Bunlar küfür, bid'at ve fisktır.
Her birine lânet de üç mertebeye ayrılır.
Birincisi: Umumiyetle tel'îndir. Umumi bir ifade ile, "Allah'ın laneti kafirler, bid'at sâbibleri ve fâsıklar üzerine olsun."
İkincisi: Hususi vasıfla lânettir. Yahûdilere, Hristiyanlara, Mecûsîlere, Kaderiye, Havâriç, Ravafiz, zâni, zâlim ve riba yiyenlere lânet olsun gibi. Bunların hepsi câiz olmakla beraber bid'at sahiplerinin vasıflarını tel'în tehlikelidir. Zira bid'ati bilmek zordur. Çünkü bu hususta sarîh bir rivayet yoktur. Lâyık olan, avâmı bundan men'etmektir. Çünkü bu, misli ile karşılaşmağı icâbettirir. Yâni o da seni, bid'at sahibi kabûl ederek, tel'în eder ve insanlar arasında münâzaalara sebeb olur.
Üçüncüsü: Muayyen şahsı tel'îndir. Bu, çok tehlikelidir. Meselâ, Süleyman'a Allah lânet etsin, o kafirdir, fâsık veya bid'at sâbibidir, sözü gibi. Bunun îzahı şöyledir: Şer'an lâneti sabit olan kimseyi tel'inde beis yoktur, câizdir. Allah'ın lâneti Fir'avn ve Ebû Cehil üzerine olsun gibi. Bunların küfür üzere öldükleri sâbit ve şer'an bilinmiştir. Fakat zamanımızda muayyen bir şahsa gelince; mesela Allah'ın lâneti Veli üzerine olsun; zira o, Yahûdî'dir. Işte bu korkunçtur. Bir Yahudi, Müslüman olarak ölebilir. Daha bunun mel'un olması ile nasıl hükmedilir?
Şayet, bu anda kâfır olduğu için tel'in edilir, nitekim bir Müslüman'ın ilerde dinden çıkma ihtimali olduğu hâlde, bu anda Müslüman olduğu için "Allah rahmet et sin" demek câiz olduğu gibi, bu tel'în de câizdir, dersen;
Bilmiş ol ki; Müslümân'a "Allah rahmet etsin" demek, rahmete vesile olan İslâm dininde ve tâatte Allah o nu sabit kılsın demektir. Fakat kâfır hakkında, lânete sebep olan kötü hâlinde Allah onu sâbit kılsın demek mümkün değildir. Çünkü böyle demek, küfrü istemektir. Küfrü istemek ise küfürdür. Ancak küfrü halinde olursa Allah lânet etsin, Müslüman olursa lânet etmesin, denir. Bu ise gaybdır. Gaybı ise ancak Allah bilir. Mutlak olan îmân ile küfür arasında tereddüttür. O hâlde lânette tehlike var, fakat lâneti terketmekte tehlike yoktur.
Kâfır hakkında bunu böyle bildikten sonra fâsık ve mübtedi' hakkında lâneti terketmenin daha evlâ olduğu meydana çıkar. Şu hâlde muayyen şahıslara lânet, tehlikelidir. Çünkü her an, vaziyetlerinde değişiklik olabilir. Binâenaleyh ancak Resûli Ekrem'in bildirdikleri müstesnâdır. Allah dilediklerini ona bildirir. Bunun için Peygamber Efendimiz muayyen kavmi tel'in etmiş, bedduasında Ebû Cehil ve Utbe'yi zikretmiştir. Onlar da Bedir Cengi'nde küfür üzere ölmüşlerdir. Hatta Resûli Ekrem de âkıbetlerini bilmediği kimseleri tel'înden nehyetmiştir.
Rivâyete göre Bi'ri Maûne'de ashâbını öldürenlere bir ay Kunut duâsında
tel'în etti. Bunun üzerine:
"Allah'ın, onların tevbelerini kabûl veya onlara azâb etmesi işiyle senin bir ilişiğin yok. Çünkü onlar muhakkak zâlim kimselerdir" (Ali Imrân: 128) âyeti celîlesi nazil oldu. Yâni onlar belki Müslüman olurlar, mel'ûn olduklarını nereden biliyorsun? Bunun gibi küfür hâlinde olduğunu sûreti kat'iyyede bildiğimiz kimseyi tel'în câizdir, fakat Müslüman bir yakınına eziyyet vermemek şartıyla. Şayet bir Müslüman bundan ağırlanacaksa, yine câiz değildir.
Rivâyete göre; Resûli Ekrem Tâife giderken gördüğü bir mezarın kime ait
olduğunu Ebu Bekir'den (r.a.) sormuş. Ebû Bekir de "Bu mezar, Allah ve
Resûlüne âsî olan Said b. Ås'ın mezarıdır" demiş. Saîd oğlu Ömer'in buna
canı sıkıldı ve Resûli Ekrem'e:
Ya Resûlâllah, bu mezar yemek yediren ve Ebû Kuhâfe'nin açlığını gideren bir
adamın mezarıdır, dedi. Bunun üzerine Ebû Bekir (r.a.):
Bu adam bana sataşıyor (çünkü Kuhâfe onun babası idi) deyince, Resûli Ekrem
Saîd'e:
Ebû Bekir'den dilini çek, buyurdu ve sonra Ebû Bekir'e dönerek:
Kâfirleri umumî bir şekilde anın, husûsî şekilde tahsis etmeyin; çünkü böyle
yaparsanız, evlatları babaları için kızarlar, buyurmuşlar ve insanları
bundan men'etmişlerdir.
Nuayman adında biri defalarca içki içti ve her defasında Resûli Ekrem'in
huzûrunda cezalandırıldı. Ashabından biri:
Lânet olası ne çok içiyor, deyince, Resûli Ekrem:
Kardeşin hakkında şeytâna yardımcı olma, diğer rivâyette: Böyle deme, zîra
o, Allah ve Resûlünü sever, buyurmakla içki içen bu adamı tel'inden
men'etmiştir. İşte bu hadise, muayyen bir fâsıkı tel'înin câiz olmadığını
bize göstermektedir.
Hulâsa, muayyen şahısları tel'înde tehlike vardır. Bundan kaçınmak lazımdır. Halbuki şeytana bile lânet etmemekte bir tehlike yoktur, nerde kaldı başkalarına?
Şayet, Hz. Hüseyin'i katleden veya ödürülmesini emreden Yezîd'e lânet câiz
midir? denirse;
Deriz ki: Evvelâ Yezîd'in Hüseyin'i öldürmesi veya öldürülmesini emretmesi
sâbit değildir. Bunun için o öldürdü veya o emretti demek de câiz değildir.
Daha lânet nerede kaldı? Çünkü kat'i surette bilinmedikten sonra, bir
Müslüman'a büyük bir günahı isnâd etmek câiz değildir.
Evet, İbn Mülcem'in Hz. Ali'yi ve Ebû Lülü'ün Hz. Ömer'i öldürdüklerini söylemek câizdir. Çünkü bunlar tevâtürle sâbittir. Binâenaleyh, tahkik etmeden bir Müslüman'ı fisk veya küfürle karalamak câiz değildir.
Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.):
Yine:
Yâni Müslüman olduğunu bildiği hâlde onu tekfir ederse, kendisi kâfir olur. Şâyet işlediği bid'atler, tavır ve davranışları sebebiyle kâfır olduğunu sanarak onu tekfire kalkışırsa, o zaman kâfır olmaz, belki hatâya düşmüş olur.
Muaz (r.a.) diyor ki; Resûli Ekrem bana:
Ölüler aleyhinde bulunmak, bundan daha ağırdır.
Mesrûk diyor ki. Hz. Aişe'nin yanına girmiştim. Hz. Aişe:
Lânet olası falancı ne yapıyor? diye sordu. Ben de: O öldü, dedim. Bunun
üzerine Aişe:
Allah rahmet etsin, dedi. Ben ise:
Az evvel lânetledin, şimdi lâ'netliyorsun, bu nasıl olur? diye sordum. Hz.
Aişe:
Resûli Ekrem:
Yine Resûli Ekrem:
Diğer bir hadisde de:
"Ey İnsanlar, ashâbım, kardeşlerim ve yakınlarım husúsunda beni düşününüz ve onların aleyhinde konuşmayınız. Ey insanlar, biri öldüğü zaman, onun (kötülüklerini değil) iyiliklerini anınız" buyurmuştur.95
Acaba, Hüseyin'i öldürene veya öldürülmesini emredene, Allah lânet etsin,
demek câiz midir? dersen;
Deriz ki: Burada en doğrusu, Hz. Hüseyin'i öldüren veya öldürülmesini
emreden kimse, tevbesiz öldü ise, Allah lânet etsin, demek câiz olur. Belki
tevbekâr olmuştur. Tevbe etmişse lânet câiz olmaz. Meselâ Vahşi de kâfır
iken Resûli Ekrem'in amcası Hz. Hamza'yı öldürüp, sonra küfür ve katilden
tevbe ettiği için artık ona lânet câiz değildir. Adam öldürmek, büyük
günahlardan olmakla berâber, küfür derecesine yükselemez. Yani o da tevbekâr
olabilir. Binâenaleyh, tevbe etmemişse kaydını koymadan mutlak sûrette Hz.
Hüseyin'i öldüren veya öldürülmesini emredene lânet olsun sözü, tehlikeli
olur. Halbuki hiç lânet etmemekte bir tehlike yoktur ve bu daha doğrudur.
Bu misali burada anmamız ve lânetten bahsetmemiz, insânların, lânet kelimesine ihânet edip, dillerine doladıkları içindir. Halbuki mü'min lânetçi değildir. Lânet kelimesini diline dolaması doğru olmaz. Ancak kat'î olarak küfür üzere öldüğü bilinenler ise bu vasıfta olanlara umûmiyetle lânet edilebilir, yoksa muayyen şahıslara lânet yapılmaz. Şeytana bile lânet etmediğimizden Allah katında mes'ûl olmayacağımıza ve bazı lânetlerden mes'ûl olacağımıza göre lâneti terkedip, Allah'ı zikretmekle meşgûl olmak, daha evlâdır. Bunu da yapamıyorsan sükût et. Zira selâmet sükûttadır.
Mekki b. İbrahim96 diyor ki: Biz İbn Avn'ın97 sohbetinde bulunuyorduk.
Valiliği sırasında İbni Avn'a eziyet eden Bilal b. Ebû Burde'yi tel'in edip
duruyorduk. İbn Avn ise hiç sesini çıkarmadan dinliyordu. Bir ara kendisine:
Bu adam sana eziyet ettiği için onu tel'în ediyoruz, sen ise susuyorsun,
dedik. O:
La ilahe illallah ile, Allah falana lânet etsin, sözleri, amel
sahifelerimize geçecek iki cümledir. Kıyamet günü amel defterimden "La ilahe
illallah" kelime-i tevhidinin çıkması, Allah falana lânet etsin, cümlesinin
çıkmasından benim için daha sevimlidir. Onun için tel'în etmiyorum da tevhid
ediyorum, dedi.
Adamın biri Resûli Ekrem'e:
Bana nasihat et, deyince, Resûli Ekrem:
Lânetci olmamağı sana tavsiye ederim, buyurdu.
İbn Ömer (r.a.) de, "Allah katında en sevimsiz insân, şuna buna kötü söyleyip lânet eden kimsedir" buyurdu.
Diğer biri de bir mü'mini tel'in etmenin, onu öldürmek kadar ağır olduğunu söylemiştir. Hammad b. Zeyd98 Bu sözün, peygamberimize merfû bir hadis olduğunu söylesem, mübalâğa etmiş olmam" demiştir.
Ebû Katâde de diyor ki; "Mü'mine lânet eden onu öldürmüş gibi olur" derlerdi. Bu ifade merfû olarak Resûli Ekrem'den rivayet edilmiştir.
Beddua da lânete yakın bir şeydir. Hattâ zâlime de bedduâ aynıdır. "Allah onu dertten kurtarmasın, ona gün yüzü göstermesin" şeklindeki beddualar gibi. Bunlar mezmûmdur.
Haberde şöyle vârid olmuştur: