Sema' kısmında tegannînin helâl olup olmayan kısımlarını anlatmıştık. Artık onları tekrar edecek değiliz.
Şiire gelince; şiir bir sözdür, güzeli güzel, çirkini ise çirkindir. Ancak yalnız şiir ile meşgul olmak da mezmûmdur. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden birinizin içinin gözle görülür şekilde cerahatle dolmuş olması, onun hakkında, içinin şiir ile dolmasından daha hayırlıdır.”99
Mesrûk'a şiir hakkında sorulmuş, o ise bunu kerih görmüş ve “Benim amel sahîfemde şiir bulunmasından hoşlanmam” demiştir. Zâtın birine yine şiirden sormuşlar, cevabında; “Onun yerine Allah'ı zikreyle, zira Allah'ı zikir, şiirden hayırlıdır” demiştir.
Hulasa: İçinde çirkin söz bulunmazsa şiir söylemek ve onu bestelemek haram değildir. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Şiirden bâzısı aynı hikmettir.”100
Evet, şiirden maksad; övmek, yermek ve süslemektir. Bâzan şiire yalan da karışır. Resûli Ekrem, Hassan b. Sâbit'e, kâfirleri yermek için şiir söylemesini emretmiştir. Övmede aşırı gitmek, yalan ise de, haram olan yalana girmez. Nitekim şair şöyle demiştir:
“O kadar cömerttir ki, elinde cânından başka bir şey bulunmasa cânını vermekten çekinmeyecektir. O halde kendisinden isteyen Allah'tan korksun ve insaf etsin.”
Şairin bu şiiri cömerdliğin son haddini tavsiftir. Yoksa buna olduğu gibi inandırmağı kasdetmiyor. Bunun için diğer yalanlarla aynı ölçüde değildir. Resûli Ekrem'in huzûrunda nice beyitler okunmuştur ki, bunlar incelendiği takdirde bu kabil sözlerin bunlarda da bulunduğu görülür. Halbuki Resûli Ekrem bundan men' etmemiştir.
Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: Bir gün Resûli Ekrem oturmuş nalinlerini dikiyor, ben de yün eğiriyordum. Bu sırada Resûli Ekrem'in alından nûr topu gibi parlayan terlerin aktığını hayretle müşahede ettim. Bir ara başını bana çevirdi ve “Ne o şaşırdın kaldın?” dedi. Ben de kendisine; “Ey Allah'ın Resûlü, sana baktım, alından terlerin aktığını ve terlerinin nûr gibi parladığını gördüm. Hâtırıma geçti, eğer şair Ebû Kebir el-Hüzelî sizi görse, söylediği şiire sizin daha layık olduğunuzu anlardı” dedim. Bunun üzerine Resûli Ekrem: “Yâ Aişe, Ebû Kebîr el-Hüzelî ne dedi?” diye sordu. Ben de şu iki şiiri söyledi dedim:
“Hayzın her türlü lekesinden, süt bozukluğundan ve cinsi münasebette bulunan kadının sütünü emmek hastalığından uzak... Yüz çizgilerine baktığın vakit, yağmur damlalarını akıtan buluttan çıkan şimşek gibi parlak.”
Ben bunu okur okumaz, Resûli Ekrem elindeki işini bırakarak kalktı ve benim alnımdan öptü, sonra da şöyle buyurdu:
“Allah seni hayırla mükafatlandırsın ya Aişe, sen beni sevindirdiğin gibi, ben seni sevindiremedim.”101
Huneyn Cengi'nden dönüşünde Resûli Ekrem aldığı ganîmetlerin müellefe-i kulüb arasında taksimini ve bunlardan Abbas b. Mirdas'a dört deve verilmesini emredince, Abbas bunları azımsayarak bir şiir söyledi.
Şiirin sonu:
Ebû Uyeyne ve Akra', Mirdas'ın yerini alamazlar!
Ben bir vakit onlardan düşük değilim.
Senin bugün düşürdüğün daha yükselemez... şeklinde bitti.
Resûli Ekrem “Onu susturun” buyurdu. Hz. Ebû Bekir (r.a.) kendisine gitti. O da ancak yüz deveye râzı oldu ve memnûn olarak geri döndü. Resûli Ekrem “Nasıl, benim hakkımda şiir söyler misin?” dediği vakit, Abbas özür diledi ve
"Anam babam sana feda olsun, ya Resûlâllah, ben şiiri dilimde karıncanın yürümesi gibi hafif bulurum. Sonra da karıncanın ısırması gibi beni ısırır. Sonra da şiirden bir fayda görmem" dedi. Resûli Ekrem şöyle buyurdu:
“Deve inlemeyi terketmeden Arab şiiri terketmez.”102