Onbirinci Beyân

Onuncu âfet - Mizah

Mizah ve şaka, aslında mezmûm ve yasaktır. Ancak azı müstesnâdır. Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

لَا تُمَارِ أَخَاكَ وَلَا تُمَازِحْهُ

“Kardeşinle mücadele ve şaka etme.”

Şâyet; “Mücadelede eziyet, yalanlamak veya techîl vardır. Şaka ise gönül hoşluğu ve bir eğlencedir, neden yasak olur?” dersen, bilmiş ol ki: Yasak olan, aşırı derecede ve devamlı olan şakacılıktır. Şakacılığa devam, oyun ve eğlence ile meşgul olmaktır. Oyun mübahtır, fakat devamı mezmûmdur.

Aşırılığına gelince: İfrat (aşırılık), fazla gülmeyi gerektirir. Fazla gülmek de kalbi öldürür. Bazı hâllerde de kin tutmağa sebep olur. Heybeti kaybeder. Bu bakımlardan mezmûmdur. Bu derecelere varmayan şaka ise mezmûm değildir. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

إِنِّي لَأَمْرَحُ وَلَا أَقُولُ إِلَّا حَقًّا

“Evet ben de şaka ederim, fakat ancak doğruyu söylerim.”

Ancak başkaları hem şaka etsin hem de doğruyu söylesin, buna imkân yoktur. Bu peygambere mahsustur. Çünkü başkası şakaya başlarken maksadı her ne şekilde olursa olsun, dinleyicileri güldürmektir. Halbuki Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الرَّجُلَ لَيَتَكَلَّمُ بِالْكَلِمَةِ يُضْحِكُ بِهَا جُلَسَاءَهُ يَهْوِي بِهَا فِي النَّارِ أَبْعَدَ مِنَ الثُّرَيَّا

“Kişi yanındakileri güldürmek için bir şey konuşur (buna aldırış etmez), hâlbuki bu söz sebebiyle Süreyyâ Yıldızı'ndan daha uzak mesafede ateşe atılır.”

Hz. Ömer (r.a.) şöyle demiştir: “Gülmesi çoğalanın heybeti azalır, şaka yapan eğlenceye alınır. Çok konuşan çok düşer, çok düşenin hayâsı azalır, hayası azalan kimse şüpheli şeylerden az kaçınır. Şüpheli şeylerden az kaçınanın kalbi ölür.” Gülmek, ahireti unutmağa delâlet ettiği için, Resûli Ekrem (s.a.v.):

لَوْ تَعْلَمُونَ مَا أَعْلَمُ لَبَكَيْتُمْ كَثِيرًا وَلَضَحِكْتُمْ قَلِيلًا

“Eğer benim bildiğimi siz bilseydiniz, az güler çok ağlardınız” buyurmuştur.103

Adamın biri kardeşine:
 Cehennem'e uğrayacağın haberini aldın mı? diye sordu.
Kardeşi:
 Evet, aldım, dedi. Adam:
 Cehennem'den çıkacağına dair bir haber aldın mı? diye sordu. Kardeşi:
 Hayır, almadım, dedi. Adam:
 O hâlde nasıl gülüyorsun? diye sordu. Bundan sonra bu adamın daha gülmediği söylenir.

Yûsuf b. Esbât, Hasan-1 Basrî'nin otuz sene gülmediğini söylemiştir. Atâ es-Sülemî'nin de kırk sene gülmediği rivâyet edilir.

Vehb b. el-Verd, halkın bayram günü güldüklerini görünce "Eğer günahlarınız bağışlandı ise, bu hâl şükredenlerin hâli değil! Eğer günahlarınız bağışlanmadı ise bu, korkanların hâli değildir" demiştir.

Abdullah b. Ebi Ya'la "Nasıl gülüyorsun? Belki de kefenin dokunmak üzeredir" demiştir.

İbn Abbas (r.a.) “Gülerek isyan eden, ağlayarak Cehennem'de yanar” buyurmuştur.

Muhammed b. Vasi' diyor ki: “Cennet'te duran bir adamın ağlaması ne kadar garip ise, dünyada henüz gireceği yeri bilmeyen kimsenin gülmesi de o nisbette şaşılacak şeydir.

Gülmede yerilen, alabildiğine gülmektir. Tebessüm (gülümseme) ise makbuldür.

Tebessüm, ses çıkarmadan dişleri görülecek şekilde olan gülmektir. Buna gülümseme denir. Resûli Ekrem böyle gülerdi.

Muaviye'nin azadlısı Kâsım anlatıyor: "Bedevi'nin biri titiz bir deve üzerinde Resûli Ekrem'e dönerek selâm verdi. Bir şey sormak üzere Resûli Ekrem'e üç defa yaklaştı ise de, her defasında devesi onu uzaklaştırdı. Ashabı kiram, ona bakarak gülüşüyorlardı. Nihayet deve adamı düşürdü ve boğazını ısırarak öldürdü. Ashâbı kirâm Resûli Ekrem'i vaziyetten haberdar edince, Resûli Ekrem, 'Evet, sizin ağızlarınız da onun kanı ile doldu' buyurdu." Bu sözü ile onların gülmelerinin doğru olmadığını söylemek istedi.

Mizah ve şakanın, vakarın kaybolmasına sebeb oluşuna gelince: Hz. Ömer, "Şaka eden kimse ile alay edilir" demiştir.

Muhammed b. Münkedir diyor: "Annem bana dedi ki: "Oğulcağızım, çocuklarla şaka etme seni eğlenceye alırlar.

Sa'd b. As oğluna "Oğlum büyüklerle şaka etme sana kızarlar, âdi kimselerle şaka etme sana hakaret ederler" diye vasiyette bulunmuştur.

Ömer b. Abdülaziz, "Allah'tan korkun ve şakadan kaçının; zîra şaka, kin tutmağa, kin de kötülüklere sebebiyet verir" demiştir.

Kur'ân okuyun, sohbetinizi Kur'ân üzerine yapın. Şayet ağırlanırsanız, dinlenmek için büyük adamların güzel sözlerini anlatın.

Arapçada şakanın adı "mizah"tır. Mizahın mânası, uzaklıktır. Bunun için Hz. Ömer "Şakaya niçin mîzah adı verildi biliyor musunuz? İnsanı haktan uzaklaştırdığı için" demiştir.

Denildi ki, her şeyin bir tohumu var, düşmanlığın tohumu da şakadır.

Yine denildi ki; şaka aklı yok eder ve dostluğu bozar.

Şayet, Resüli Ekrem ve ashâbının da şakalaştıkları nakledilmektedir. Sen şakayı nasıl yasak edersin? dersen;
Derim ki: Sen de şaka sohbetlerinde Resûli Ekrem ve ashâbı gibi yalnız hakkı söylemeğe muktedir isen, kimse nin kalbini kırmaz, ifrâta varmaz ve bu esaslar dahilinde ara sıra şakalaşırsan, senin için de şakacılıkta beis yoktur. Fakat şakacılığı san'at ve meslek hâline getirmek, ona devâm edip aşırı gitmek, sonra da Resûli Ekrem'in işidir diye ona sarılmak büyük bir gaflet ve yanlışlık olur. Bu, bütün gün zenciler arasında dolaşıp onların oyunlarını seyreden kimsenin, Resûli Ekrem'in bir bayram günü kısa bir müddet Hz. Aişe'ye zencilerin oyunlarını seyretmesine müsaade ettiğini delîl olarak göstermeğe benzer. Bu ise hatâdır. Zira ısrâr sebebiyle bazı küçük günahlar büyük günaha döndükleri gibi, mübahlardan da devam sebebiyle günah olmağa intikal edenleri olduğunu unutmamak îcâb eder.

Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivâyetinde, ashâb Resûli Ekrem'e: “Sen bizimle söz şakası yaparsın” dediklerinde, Resûli Ekrem:

إِنِّي وَإِنْ دَاعَبْتُكُمْ لَا أَقُولُ إِلَّا حَقًّا

“Evet, ben her ne kadar sizinle şakalaşırsam da hilaf-ı hakikat bir şey söylemem” buyurmuştur.104

Atâ diyor ki: "Adamın biri İbn Abbas'a, Resûli Ekrem'in şaka edip etmediğini sordu. İbn Abbas (r.a.) "Evet, şaka ederdi" deyince, adam, nasıl şaka ettiğini öğrenmek istedi. İbn Abbas da şöyle anlattı: Resûli Ekrem bir defa muhterem zevcelerinden birine geniş bir elbise yaptı ve ona:

الْبَسِيهِ وَاحْمَدِي وَجُرِّي مِنْهُ ذَيْلاً كَذَيْلِ الْعَروسِ
"Bunu giy, Allah'a hamdet ve gelin etekliği gibi eteklerini topla" buyurdu.

Enes (r.a.) diyor ki: Resûli Ekrem zevceleri ile şakacılıkta erkeklerin en önde gelenlerinden biri idi. Hatta rivâyete göre onlarla çok tebessüm ederdi.

Hasan'dan rivâyette, yaşlı bir kadın Resûli Ekrem'e geldi. Resûli Ekrem:

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ عَجُوزٌ

“Acûze (yaşlı kadınlar) Cennet'e giremez” buyurdu.105 Bunun üzerine kadın ağlamaya başladı. Bunu gören Resûli Ekrem “Sen o gün yaşlı değil, genç olursun” buyurdu ve gönlünü aldı. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:

إِنَّا أَنْشَأْنَاهُنَّ إِنْشَاءً * فَجَعَلْنَاهُنَّ أَبْكَارًا

“Onları bakire, eşlerine düşkün ve yaşıtları kılmışızdır.” (Vâkıa: 35-36)

Zeyd b. Eslem anlatıyor: Ümmü Eymen adında bir ka dın Resûli Ekrem'e gelerek:
Kocam sizi davet ediyor, dedi. Resûli Ekrem:
O kimdir, şu gözünde beyaz olan adam mı? deyince, kadın:
Hayır, ya Resûlâllah, kocamın gözünde beyaz yoktur, dedi. Resûli Ekrem ısrarla:
Evet, onun gözünde aklık vardır, dedi. Kadın yine ısrar etti. Fakat Resûli Ekrem'in maksadı, gözün siyahını çevreleyen aklık idi ki, bu herkesin gözünde vardır. Ve bu şaka doğrudur.

Bir başka kadın Resûli Ekrem'e: “Beni bir deveye bindir” deyince; “Seni bir deve yavrusuna bindiririm” demiştir. Kadın: “O beni taşıyamaz” deyince, “Her deve, bir devenin yavrusudur” buyurmuştur.

Enes (r.a.) anlatıyor: Ebû Talha'nın Ebû Umeyr adında bir oğlu vardı. Resûli Ekrem çocuğa şöyle derdi:

يَا أَبَا عُمَيْرٍ مَا فَعَلَ النُّغَيْرُ

“Ya Ebâ Umeyr, Nugayr (serçecik) ne yapıyor?”

diye sorar ve kendisiyle şakalaşırdı. Aslı "Nağre"dir ki, serçe kuşunun yavrusudur. "Umeyr" sözüne uysun diye onu da tasgir ederek "Nugayr" [serçecik]" demiştir.

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Bedir Gazâsı için Resûli Ekrem ile sefere çıktık. Bir gün bana:
Gel seninle yarış yapalım, dedi. Ben de gömleğimi iyice belime bağladım. Sonra bir çizgi çizdik, üzerinden koşuya başladık. Yarışmayı Resûli Ekrem kazandı ve:
Ya Aişe, bu Zû'lmecâz'daki koşunun karşılığıdır. Zü'lmecâz Mekke'de bir yerin adıdır.

Hz. Aişe (r.a.) diyor: Ben küçüktüm, babam bana bir şey vermişti. Resûli Ekrem peşimden koştu ve bana yetişemedi. Bu defa beni geçince, "İşte bu, o koşunun karşılığıdır" dedi.106

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: “Bir gün Resûli Ekrem ile yarıştık ve ben onu geçtim. Sonra bir yarışma daha tertipledik, fakat ben şişmanladığım için Resûli Ekrem beni geçti ve geçince ‘İşte bu, o yarışmanın karşılığıdır’ buyurdu.”107

Yine Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Bir gün Resûli Ekrem ile Sevde108 yanımda bulunuyorlardı. Bir bulamaç pişirdim, Sevde'yi buyur ettim. Sevde yemeyince şaka yollu yüzüne sürdüm, Resûli Ekrem de bize bakarak gülümsüyordu.

Rivâyete göre bodur ve çirkin suratlı bir insan olan Dahhak b. Süfyân Kilâbi Müslüman olmak için Resûli Ekrem'in nezdine geldi ve Müslüman oldu. Henüz hicâb âyeti nazil olmadığı için, Hz. Aişe de orada oturuyordu. Dahhak, Resûli Ekrem'e Hz. Aişe'yi göstererek:
Benim bundan çok daha güzel iki karım vardır, istersen birini boşayayım da onu sen al, deyince, Hz. Aişe (canı sıkılmış olacak ki) kısa boylu ve çirkin suratlı olan Dahhak'a:
Karıların senden de mi güzel? dedi. Adamcağız:
 Ben daha güzel ve kerem sâhibiyim, deyince, Resûli Ekrem de gülümsedi.

Alkame'nin Enes'den rivâyetinde Resûli Ekrem torunu Hasan'a dilini çıkarır, Hasan Resûli Ekrem'in dilini görünce sevinir ve ona doğru koşardı.

Uyeyne b. Bedre'l-Fezârî, "Vallahi, benim oğlum oldu, büyüdü, evlendi, yüzü sakallandı da bir defa olsun onu öpmedim" dedi. Uyeyne b. Bedre'l-Fezârî'nin bu sözü üzerine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:

مَنْ لَا يَرْحَمُ لَا يُرْحَمُ

“Merhamet etmeyene, merhamet olunmaz.”109

Bu şakaların ekserisinin kadın ve çocuklarla geçtiği nakledilmektedir. Bu da onların nazik olan gönüllerini almak içindir. Yoksa şakaya temâyülü olduğu için değildir. Yine bir gün gözünün biri ağrıyan Suheyb (r.a.) hurma yiyordu. Resûli Ekrem:
Gözün ağrıdığı hâlde hurma mı yiyorsun? diye şaka etti. Suheyb de:
 Ey Allah'ın Resûlü, ağrımayan tarafı ile yiyorum, diye mukabelede bulundu. Bu cevaba Resûl-i Ekrem gülümsedi. Hatta bazıları, azı dişleri görülecek şekilde güldüğünü söylediler.

Yine rivayete göre, Havat b. Cübeyr Ensâri, Mekke yolunda Ka'b kabilesinden bazı kadınlarla oturuyordu. Neredense Resûli Ekrem çıkageldi ve Havat'a:
Ne yapıyorsun bu kadınlarla burada? diye sordu. Havat da:
Kaçan devemi yakalamam için saçlarından bana ip örüyorlar, dedi. Resûli Ekrem geçti. Dönüşte yine onları orada görünce:
 Artık o deve daha kaçmağı terk etmedi mi? diye sordu. Havat devamla diyor ki, Utancımdan sustum, nerede görsem Resûli Ekrem'den kaçardım. Medine'ye gittikten sonra bir gün mescidde namaz kılıyordum. Resûli Ekrem beni gördü, geldi ve yanımda oturdu. Ben de namazı uzattım. Peygamberimiz:
Namazı uzatma, ben seni bekliyorum, buyurdu. Hemen selâm verdim ve Resûli Ekrem aynı sözü söyledi. Yine utandım ve ses çıkarmadım. Yine bir defa Resûli Ekrem ile karşılaştım, merkebe yan binmiş vaziyette geliyordu. Beni görünce:
Nasıl artık deve ondan sonra daha kaçmadı, değil mi? diye aynı sözü tekrarladı. Bunun üzerine ben:
 Seni hak peygamber gönderen Allah'a yemin ederim ki, Müslüman olduktan sonra deve daha kaçmamıştır, dedim. Resûli Ekrem de "Allahu ekber" diye tekbir aldıktan sonra:
Allah'ım, sen Ebû Abdillah'ı (Havat'ı) hidâyet eyle, diye dua etti ve hakikaten ondan sonra Havat iyi bir insan oldu.

Nuaymânü'l-Ensâri şakacı ve içkici bir insan idi. Medine'de içki içerken yakalayıp Resûl-i Ekrem'e getirdiler. Kendisine içki cezası tatbik edilirken biri:
Allah sana lânet etsin, deyince Resûli Ekrem:
Öyle söyleme, zîra o Allah ve Resûlünü sever, buyurmuştur. Medîne'ye davar sürüsü veya turfanda ve iyi bir şey geldiği zaman, ondan satın alır, bir miktar Resûli Ekrem'e getirir ve:
Bunu senin için satın aldım, bu benim sana hediyemdir, der. Sonra mal sahibi parayı almağa geldiği zaman, adamı Resûli Ekrem'in yanına getirir ve:
Bu adamın parasını ver, der. Resûli Ekrem:
Hani sen onu bize hediye getirmiştin, şimdi ne parası bu? deyince, adamcağız:
Ne yapayım, param yoktu, senin bundan yemeni arzû ettim, onun için aldım geldim, şimdi sen parayı ver deyince, Resûli Ekrem gülerek parayı öderdi.

İşte bu anlattığımız şekillerdeki şakalar nâdiren yapılırsa mubah olur. Devâm ve ısrâr ise, hezeldir, mezmûmdur, bu şakalar, kalbleri öldüren gülmenin sebebidir.