On ikinci Beyân

Onbirinci âfet - Suhriye ve istihzâ

Eğlence ve alaya alma, eziyyet verdiği zaman haramdır. Nitekim Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle buyurulmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا لَا يَسْخَرْ قَوْمٌ مِنْ قَوْمٍ عَسَى أَنْ يَكُونُوا خَيْرًا مِنْهُمْ وَلَا نِسَاءٌ مِنْ نِسَاءٍ عَسَى أَنْ يَكُنَّ خَيْرًا مِنْهُنَّ

“Ey mü'minler, bir grup, bir diğerini alaya almasın, belki de onlar kendilerinden daha iyidirler. Kadınlar da başka kadınları alaya almasınlar, belki onlar kendilerinden daha iyidirler.” (Hucürât: 11)

Suhriyenin mânası; adamı hiçe saymak, ihânet ve tahkîrdir. İnsanları güldürecek şekilde kusur ve noksanlarına dokunmaktır. Bu da işini, sözünü hikâye ve taklit etmek suretiyle olduğu gibi; bâzan da işaret ve imâ ile olur. İstihzâ ettiği kimse meclisde ise buna gıybet denmezse de yine gıybet mânası kendisinde vardır.

Hz. Aişe (r.a.) diyor ki: “Ben bir insandan (kusurunu anlatarak) bahsettim, Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:”

وَاللَّهِ مَا أُحِبُّ أَنِّي حَاكَيْتُ إِنْسَانًا وَلِي كَذَا وَكَذَا

“Vallahi, bende şöyle böyle hâller vâr iken (bir başkasını taklit ederek) bahsetmekten hoşlanmam.”110

İbn Abbas (r.a.) şu ayetin tefsiri hakkında şöyle demiştir:

يَا وَيْلَتَنَا مَا لِهَذَا الْكِتَابِ لَا يُغَادِرُ صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً إِلَّا أَحْصَاهَا

“Vâh bize, eyvah bize, bu defter nasıl olmuş da küçük büyük bir şey bırakmadan hepsini saymış” (Kehf: 49) âyetindeki “sağîre” (küçük günah), mü'min ile istihzâ ederken yapılan tebessümdür. “Kebîre” (büyük günah) ise bu arada atılan kahkahalardır.

Abdullah b. Zem'a diyor ki: Bir adamın yellenmesine gülenlere nasihat etmek üzere îrâd ettiği bir hutbesinde Resûli Ekrem: “Niçin gülüyorsunuz?” buyurmuştur. Yine Resûli Ekrem şöyle buyurmuştur:

إِنَّ الْمُسْتَهْزِئِينَ بِالنَّاسِ يُفْتَحُ لِأَحَدِهِمْ بَابٌ مِنَ الْجَنَّةِ فَيُقَالُ هَلُمَّ هَلُمَّ فَيَجِيءُ بِكَرْبِهِ وَغَمِّهِ فَإِذَا أَتَاهُ أُغْلِقَ دُونَهُ ثُمَّ يُفْتَحُ لَهُ بَابٌ آخَرُ فَيُقَالُ هَلُمَّ هَلُمَّ فَيَجِيءُ بِكَرْبِهِ وَغَمِّهِ فَإِذَا أَتَاهُ أُغْلِقَ دُونَهُ فَمَا يَزَالُ كَذَلِكَ حَتَّى إِنَّ الرَّجُلَ لَيُفْتَحُ لَهُ الْبَابُ فَيُقَالُ هَلُمَّ هَلُمَّ فَلَا يَأْتِيهِ

“İnsanlarla istihzâ eden birine, Cennet'ten bir kapı açılır ve ‘buyur, gel’ denir. Adam sıkıntılı ve telaşlı olarak gelir, fakat kapı kapanır. Sonra başka bir kapı açılır. Adam yine sıkıntılı ve üzgün olarak bu kapıya gider, o da kapanır. Bu hâl o kadar devam eder ki, artık adama ‘gel’ diye seslendikleri hâlde (ümidini kestiği için) gidemez bir hâl alır.”111

Muaz b. Cebel'in (r.a.) rivayetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ عَيَّرَ أَخَاهُ بِذَنْبٍ قَدْ تَابَ مِنْهُ لَمْ يَمُتْ حَتَّى يَعْمَلَهُ

“Kim din kardeşini tevbe ettiği bir günahından dolayı ayıplarsa, o günah ile mübtelâ olmadan ölmez.”112

Bütün bunlar, başkasını tahkir etmenin, ona ihanetle onu küçük görmenin cezalarıdır. Buna tenbih olarak Allahu Teâlâ “Umulur ki onlar sizden hayırlıdır” buyurmuştur. Yani onu küçük görüp ona hakarette bulunma, belki senden hayırlı olabilir. Bu, yapılan istihzâdan eziyyet duyanlar hakkındadır.

Fakat kendini maskara yapan ve maskara edilmekten zevk alan kimse hakkındaki maskaralık bir nev'i şakacılık demektir ki, bu şakacılığın zemmedilen ve övülen kısımlarını anlattık. Asıl haram olan, istihzâ edilen adamı küçümsemek ve ona eziyet vermek suretiyle yapılanıdır. Çünkü bunda ihânet ve hakaret vardır. Bu istihzâ; bâzan düşük sözler konuştuğu zaman sözüne gülmek, bâzan acâyip hareketlerde bulunduğuna gülmek, yazdığı yazıya, yaptığı işe, kalıp kıyafetine, kusur ve noksânına gülmek gibi şekillerde olur. Bütün bunlar, yasak olan maskaralıkta dâhildir.