Yirmi dördüncü Beyân

Gıybete ruhsat veren mâzeretler

Bilmiş ol ki: Başkasının kusurlarını sayıp dökmeğe ruhsat, ancak onları açıklamakla ulaşılması mümkün olan meşrû ve sahih garaza bağlıdır. Gıybet günahının yok olması, ancak bu meşru mâzeretlerle mümkündür ki, bunlar da altıdır.

Birincisi tazallümdür: Yani uğradığı haksızlıktan alâkalı zevâta şikâyettir. Şikâyetçi haksızlığı açıklayabilir.

Meselâ, herhangi bir kadıyı, zulüm ve hıyânet etmek ve rüşvet yemekle diline dolarsa, gıybet etmiş ve günâha girmiş olur. Fakat kendisi bizzat kadı'nın zulmüne uğramışsa, onu daha salâhiyetli bir mercie şikâyet edip kendisine yapılan haksızlığı anlatması günah değildir. Çünkü başka sûretle istifai hak mümkün değildir. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ لِصَاحِبِ الْحَقِّ مَقَالاً

“Hak sahibi için konuşmak ve anlatmak vardır.”184

Diğer bir hadisinde:

مَطْلُ الْغَنِيِّ ظُلْمٌ

“(İşçinin hakkını) zenginin geciktirmesi zulümdür” buyurmuştur.185

Diğer bir hadiste de şöyle buyurulmuştur:

لَيُّ الْوَاجِدِ يُحِلُّ عُقُوبَتَهُ وَعِرْضَهُ

“Zenginin herhangi bir hakkı tehir edip vermemesi (haddi aşmayacak şekilde) kendisine sataşılmasını (ve kadı tarafından) ukûbet ve tâzir edilmesini helâl kılar.”186

İkincisi, yapılan kötülüğü düzeltmek ve günahkârı yola getirmek için yardım dilemektir.

Nitekim rivâyete göre Hz. Ömer (r.a.), Hz. Osman veya Hz. Talha'ya uğramış, selâm vermiş, selâmını almamıştır. Bunun üzerine Hz. Ömer, mes'eleyi Hz. Ebûbekir'e anlatmış ve Hz. Ebûbekir aralarını bulmuştur. Ömer'in (r.a.) bunu bildirmesi, yardım talebi için idi.

Hz. Ömer (r.a.) Şam'da Cündül'ün içki içtiğini duyunca ona şu âyet-i kerîmeyi yazıp göndermiştir:

بِسْمِ اللَّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ حم * تَنْزِيلُ الْكِتَابِ مِنَ اللَّهِ الْعَزِيزِ الْعَلِيمِ * غَافِرِ الذَّنْبِ وَقَابِلِ التَّوْبِ شَدِيدِ الْعِقَابِ

“Rahmân ve Rahîm olan Allah'ın adıyla. Hâ, Mîm. Kitâbın indirilmesi, güçlü ve alîm olan Allah katındandır. O, günahı bağışlayan, tevbeyi kabûl eden, cezâsı şiddetli, lütfu bol olandır.” (Mü'min: 1-3)

Ömer (r.a.), haber vereni karıştırmadı, maksadı onu içkiden vazgeçirmekti. Ömer'in (r.a.) nasihati kendisine te'sir etti ve içkiyi terk etti. İşte böyle sahih maksadla yapılırsa, bu gıybete müsaade var, yoksa haram olur.

Üçüncüsü fetvâ almak içindir: Bir kurtuluş yolu bulmak için müftüye “Babam veya kocam bana kötülük ediyor” demek gibi.

Utbe'nin hanımı Hind, Resûli Ekrem'e giderek:
"Kocam cimri bir insandır, beni ve çocuklarımı doyasıya yedirmiyor" diye şikâyet etti ve "gizlice alıp çocuklarımı yedirebilir miyim?" diye sordu. Resûli Ekrem de: "İtidal yolu ile sana ve çocuğuna yetecek kadarını alırsın" buyurdu. Hind binti Utbe, kocasının cimriliğini Resûli Ekrem’e şikâyet ettiğinde, maksadı fetva almak olduğu için Resûli Ekrem onu bu

 sözlerinden menetmemiş, anlatışını gıybet saymamış ve fetvasını vermiştir.

Dördüncüsü Müslüman'ı kötülükten korumak içindir:

Mesela, fakîh bir insânı, fâsık ve bid'at sâhibi bir kimse ile düşüp kalkar gördüğün ve onun kötü hâllerinden fakihe bir şey sirayet edeceğinden korktuğun zaman, fakihe bu adamın hâlini anlatırsın. Böyle bir korku yoksa, anlatmağa lüzum da yoktur. O zaman bu işe hased karışabilir. Şeytan da güyâ insanlara şefkat ediyorsun şeklinde onu süslemeğe çalışır ki, bu aldanmaktır. Bunun gibi, kusûrunu bildiğin bir köleyi satın almak isteyen kimseye de, kölenin kusurunu anlatırsın, Zîra buradaki sükût, müşterinin zararınadır. Her ne kadar konuşman kölenin zararına ise de, müşteri temiz olduğu için daha mühimdir. Tezkiyeci de böyledir. Dinlenen şâhidin hâlinden sorulduğu zaman, bildiğini olduğu gibi söylemelidir. Evlenmelerde, emânet vermede, yapılan istişarelerde de hüküm aynıdır. Şâyet, "alma, bu sana yaramaz" demekle vazgeçecekse bu iyi; eğer vazgeçmeyecekse, bildiği kusûrunu açıkça söylemesi lazımdır. Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

أَتَرْعَوْنَ عَنْ ذِكْرِ الْفَاجِرِ؟ اهْتِكُوهُ حَتَّى يَعْرِفَهُ النَّاسُ، اذْكُرُوهُ بِمَا فِيهِ حَتَّى يَحْذَرَهُ النَّاسُ

“Fâciri anmaktan çekiniyor musunuz? Onun her hâlini açıklayın ki, herkes onu bilsin. Onda olan hâller ile onu anlatınız ki, insanlar ondan kendilerini korusunlar.”187

Hatta üç kişinin gıybeti yok, derlerdi. Bunlar, zâlim hükümdarlar, bid'at sâhibleri ve fıskını açığa çıkaranlardır.

Beşincisi, lakabıyla meşhur olmasıdır:

Gıybetin mubah olduğu altı kısmın beşincisi de, adamın bir kusûrundan meydana gelen lâkabiyle meşhûr olmasıdır.
A'rec [aksak], a'meş [domlaç gözlü] gibi. Bunlar bu kusurlarından aldıkları lâkablarla anıldıkları için, bu lâkabı anmak gıybet sayılmaz. Meselâ "Ebû'z-Zinâdı A'rec'den veya Selmânı A'meş'den rivâyet etti" gibi. Âlimler, adamı anlatabilmek için bu usûlü kabûl etmişlerdir. Hatta bu öyle bir hâl alır ki, artık lakabın sahibi ondan bunalmaz olur. Çünkü onunla şöhret bulmuştur. Şâyet kendisini tanıtabilmek için bunun muâdili daha muvafık bir isim varsa, onu tercih etmek uygun olur. Bunun için köre, tamâmen zıddı olan görür, diyenler de vardır.

Altıncısı fıskını alenen icra etmesidir: Aşikâre içki içen ve kumar oynayan gibi. Bu isimlerle anılmalarına aldırış dahi etmeyen bu kişileri bu sıfatlarıyla anmakta beis yoktur. Nitekim Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ أَلْقَى جِلْبَابَ الْحَيَاءِ عَنْ وَجْهِهِ فَلَا غَيْبَةَ لَهُ

“Hayâ perdesini yüzünden atanın gıybeti olmaz.”188

Hz. Ömer de "Fâsıkı gıybet haram değildir" buyurdu ve bu sözü ile fiskını gizli yapanı değil, açığa çıkaranı kasdetti. Zîra kusûrunu gizleyenin hakkına riâyet şarttır.

Salt b. Tarif diyor: "Hasan-ı Basrî'ye, fıskını ilan eden bir adamın gıybeti olur mu? diye sordum. Hasan; Olmaz, çünkü onda bir hayır yoktur, dedi."

Yine Hasan-1 Basrî diyor ki: Üç kişinin gıybeti olmaz. Bunlar, nefsinin arzûlarına uyanlar, fıskını ilân edenler ve zâlim hükümdarlardır. Bu vasıflara sahib olanların, zâten teşhîr konusunda bir sıkıntıları yoktur, belki de bundan memnûn kalan kimselerdir. Ancak bunların da gizledikleri başka kusurları varsa onu teşhîr, yine gıybettir.

Avf anlatıyor: İbn Şîrîn'e Haccâc-ı Zâlim'den söz ettim. İbn Şîrîn: “

Allah adil bir hâkimdir, Haccac'dan zulmünün intikamını alacağı gibi, Haccac'ı gıybet edenin de cezasını verecektir.  Sen yarın Allah'a mülâkî olduğun zaman, senin için irtikâb ettiğin en küçük günah, Haccâc'ın kendisi için irtikâb ettiği en büyük günahtan daha ağırdır” dedi ve gıybet etmemeyi tavsiye etti.