Yirmi yedinci Beyân

Nemîmenin tarifi ve reddi vacib kısmı

Bilmiş ol ki: Nemime demek, umûmiyetle birinin aleyhinde konuşulan sözü ona ulaştırmak demektir. Meselâ, “falan senin hakkında şöyle böyle dedi” gibi. Bununla beraber nemime yalnız buna mahsus değildir. Mutlak surette hoşa gitmeyen bir şeyi açıklamağa da nemîme denir.

 Bu îzâh, ister söyleyenin, ister söylenen kimsenin ve ister daha başka birinin hoşuna gitmeyen bir şey olsun, hepsi birdir. Aynı zamanda bu ifşâ; söz, yazı ve işâretten hangisi ile olursa olsun fark etmez. Bunun gibi açıklanan şeyin iş veya söz olması ve adamda bir kusur olup olmaması birdir.

Nemîmenin hakikati; açıklanması hoş görülmeyen bir şeyi açıklamaktır. İnsana yakışan, insanların hâllerinden hoşa gitmeyecek bir şeyi gördüğü zaman ona susmasıdır. Ancak bir Müslüman'a faydası dokunacak veya bir kötülüğü önleyecekse onu açıklayabilir.

Meselâ; birinin bir adamın hakkını yediğini gördüğün zaman, ona şehadet edersin. Çünkü burada bir hak vardır. Fakat bir adamı, kendi malını gizlerken gördüğün zaman onu demezsin. Zira onu söylemende ortaya bir ayıb ve noksanlık çıkarsa, işte bu, nemime ve sırrı ifşa olur. Böyle yapmakla gıybet ve nemîmeyi de bir araya toplamış olursun.

Kendisine söz getirilene düşen vazifeler:

Söz gezdirmenin belli başlı sebebi; ya kimden söz getiriyorsa onun kötülüğünü veya kime söz götürüyorsa düşmanları ile birleşerek onun kötülüğü için söylüyordur.  Sözleri kendine getirip söyleyen nemmâm hakkında kişiye altı vazife düşmektedir:

Birincisi: Bu adama inanmamaktır. Zira nemmâm fâsıktır. Şahitliği reddolunmuştur. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا إِنْ جَاءَكُمْ فَاسِقٌ بِنَبَأٍ فَتَبَيَّنُوا أَنْ تُصِيبُوا قَوْمًا بِجَهَالَةٍ

“Ey inananlar, eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse, onun içyüzünü araştırın, yoksa bilmeden bir millete fenalık edersiniz de sonra ettiğinize yanarsınız.” (Hucürât: 6)

İkincisi: Onu bu hareketinden dolayı takbih edip nasihatle bu işinden vazgeçirmektir. Nitekim Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

وَأْمُرْ بِالْمَعْرُوفِ وَانْهَ عَنِ الْمُنْكَرِ

“Mârufu emret, münkerden nehyet.” (Lokmân: 17)

Üçüncüsü: Allah için ona buğzetmektir. Zira bu adam Allah katında sevimsizdir.

Allah katında sevimsiz olana buğzetmek vacibdir.

Dördüncüsü: Bu adamın sözü ile öteki adama sû-i zan etmemektir. Zira Allahu Teâlâ şöyle buyurmuştur:

اجْتَنِبُوا كَثِيرًا مِنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ

“Zannın çoğundan sakının. Çünkü zannın bâzısı günahtır.” (Hucürât: 12)

Beşincisi: Bu adamın bu sözü ile araştırma (tecessüs) yapmamaktır.

Adamın sözünün doğru olup olmadığını araştırma. Zira Allahu Teâlâ tecessüsden men'etmiştir.

Altıncısı: Nemmâmı men'ettiğin şeyi kendine revâ görmemek ve onun sözünü kimseye söylememektir.

"Falanca bana şöyle böyle dedi", şeklinde konuşma. Bu suretle nehyettiğin şeyi kendin işler, hem nemmâm, hem de gıybetçi olursun.

Rivayete göre; Ömer b. Abdülaziz

hükümdarlığı zamanında kendisine söz getiren birine şöyle demiştir: “İstersen bu işi araştıralım; şayet yalancı çıkarsan

إن جاءكم فاسق بنبأ
 ‘bir fâsık size bir haber getirdiği zaman...’ (Hucürât: 6) hükmüne girersin, şayet duyduğun doğru çıkarsa

هَمَّازٍ مَشَاء بِنَمِيمٍ
 ‘dili ile iğneleyen, koğuculuk eden...’ (Kalem: 11) hükmüne girersin. İstersen seni affedelim de bu iş burada kalsın.” Adam af dileyerek bir daha yapmayacağını söylemiştir.

Hakimin birini, dostlarından biri ziyarete gelir. Ziyareti esnasında diğer kardeşliklerinden birinin kendi aleyhindeki sözlerini anlatır. Hakim ona der ki: "Bu ziyaretin çok kötü oldu. Çünkü ziyaretimde üç cinayet işledin. Birincisi, kardeşliğimle aramı açtın. İkincisi, kalbimin huzûrunu kaçırdın. Üçüncüsü de sana olan îtimâdımı kaybettin."

Süleyman b. Abdülmelik, Zühri ile bir arada otururken, adamın biri yanlarına geldi. Süleyman adama dönerek:
Duyduğuma göre aleyhimde şöyle böyle konuşmuşsun, dedi. Adam:
Hayır, ben öyle bir şey konuşmadım, deyince, Süleyman:
Ama bunu bana haber veren doğru bir insandır, dedi. Bunun üzerine söze karışan Zührî:
Hayır, sana haber veren nemmâmdır. Nemmâm ise aslâ doğru ve sâdık olamaz, dedi. Süleyman da Zührî'ye;
Doğru söylüyorsun, adama da: Güle güle gidebilirsin, dedi.

Hasan-ı Basrî: “Senin lehine söz gezdiren adam, haddi zatında aleyhindedir” demiştir.

Yâni her ne şekilde olursa olsun nemmâma ehemmiyet vermemek, ona bağlanmamak ve ona inanmamak lâzımdır. Çünkü bu gibi adamlar bir vakit, gıybet, hıyânet, hased, nifak, hile ve insanlar arasında bozgunculuk peyda etmekten kurtulamaz. Aslında bu adam Allah'ın yasak ettiği yeryüzünde fesad için seyahatten kurtulamaz. Bugün lehinde ise yarın aleyhindedir.

Allahu Teâlâ Kur'an-ı Kerim'de şöyle buyurmuştur:

إِنَّمَا السَّبِيلُ عَلَى الَّذِينَ يَظْلِمُونَ النَّاسَ وَيَبْغُونَ فِي الْأَرْضِ بِغَيْرِ الْحَقِّ

“İnsanlara zulmedenlere, yeryüzünde haksız yere taşkınlık edenlere karşı durulmalıdır.” (Şûra: 42)

Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

إِنَّ مِنْ شِرَارِ النَّاسِ مَنِ اتَّقَاهُ النَّاسُ لِشَرِّهِ

“Şerrinden dolayı kendisinden korkulan kimse, insanların kötülerinden biridir.”198

Resûli Ekrem (s.a.v.):

لَا يَدْخُلُ الْجَنَّةَ قَاطِع ٌرَحِمٍ

“Kesen Cennet'e giremez.”199 Buyurdu. “Bu kesen kimdir?” suâline de: “İnsanların arasını ayıran ve nemmâmlık eden kimsedir” buyurmuştur.

Bununla beraber, akrabası ile alakasını kesen mânasında da kullanılır.

Rivayete güre; adamın biri Hz. Ali'ye gelerek biri aleyhinde nemmamlık yaptı. Hz. Ali adama hitaben:

İstersen bu söylediklerini inceleyelim; doğru çıkarsa fesatlık yaptığınız için size kızarız, yalan çıkarsa sana ceza veririz, istersen bu işi olduğu gibi bırakırız, deyince, adam :

Ben vazgeçtim, beni serbest bırak, dedi.

Muhammed b. Kâ'bü'l-Muradi'ye “Hangi huylar mü'mini alçaltır?” diye sordular; Muhammed: “Çok konuşmak, sırrı ifşa etmek ve herkesin sözünü kabul etmek insanı

küçük düşürür” demiştir.

Basra Emîri Abdulah b. Amir'e adamın biri gelerek:

 Duyduğuma göre, falanca benim hakkımda size bir şeyler söylemiştir, doğru mudur? diye sordu, Abdullah:

 Evet, doğrudur, dedi. Adam :

 O hâlde neler söyledi ise, bana söyle, ben onları yalanlayayım, dedi. Bunun üzerine Abdullah:

Ben kendi dilimle kendi aleyhimde konuşmaktan hoşlanmam, görüyorsun ki ben ona inanıp da seninle arayı açmadım, daha ne istiyorsun? dedi.

Sâlihlerden bir zâtın yanında, böyle nemmâmlıkla gezenlerden söz açılınca, o zât "Bunlardan ne beklersiniz? Doğru konuşmak herkes tarafından hüsn-üi kabul gördüğü halde, yalnız bunlardır ki, doğru konuşsalar da sözleri dinlenmez. Daha bunların ne kıymeti kalır?" dedi.
Mus'ab b. Zübeyir de şöyle diyor: "Biz, nemmâmın sözlerini kabûl etmeyi nemmâmcılıktan daha kötü biliriz. Çünkü nemmâmlık bir delâlet ve yol göstermektir. Onu kabûl ise, buna müsâadedir. Bir şey'e delâlet edip haber veren, onu kabûl edip de, ona müsâade eden biri olamaz. Siz nemmâmdan sakınınız. Zîra o, sözünde doğru olsa da sırrı muhafaza etmediği, gizli işleri açığa çıkardığı için, doğruluğu da alçakça bir harekettir."

Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

السَّاعِي بِالنَّاسِ إِلَى النَّاسِ لِغَيْرِ رِشْدَةٍ

“İnsanlar arasında söz gezdirmeyi âdet eden, meşru çocuk değildir.”200

Adamın biri Süleyman b. Abdülmelik'in huzûruna girerek:
 Size bir şeyler söyleyeceğim, belki de ilk anda hoşunuza gitmeyecek, fakat ağırınıza da gitse beni dinlemenizi istirhâm ediyorum. Çünkü sonunda sizi memnûn edecek tarafları vardır, dedi. Süleymân:
 Anlat bakalım, dedi. Bunun üzerine adam:
Ey mü'minlerin emîri, sizi öyle adamlar koltukladı ve etrafınızı sardı ki, bunlar dinlerini vererek sizin dünyalığınızı alıyor, sizin rızânızı Allah'ın gazabına tercih ediyor. Sizden korkuyor, fakat Allah'tan korkmuyorlar. Allah'ın size emânet ettiği bu vazîfenizde, sakın siz onlara emniyet etmeyiniz. Sakın Allahu Teâlâ'nın sizin için muhafaza ettiği mahrem şeyleri onlara açıklamayınız. Zîra onlar bu milletin batmasına, emânetin kaybolmasına, şereflerin ayaklar altında çiğnenmesine aldırış etmezler. Onların size en üstün yakınlıkları, azgınlık ve fesadlıktır. En bâriz vasıfları gıybet ve dedikodudur. Siz onlardan mes'ûlsünüz, onlar ise sizden mes'ûl değiller. Sakın kendi âhiretinizi ifsâd ile, onların dünyalığını ıslaha kalkışmayınız. Zira insanlar arasında en çok aldanan, başkasının dünyalığı için kendi âhiretini satandır, dedi.

Adamın biri Süleyman b. Abdülmelik'e Ziyade'l-A'mec'i çekiştirdi. Süleyman da bunları karşılaştırdı. Ziyad adama dönerek meâlen şu şiiri söyledi:

Sen bir adamsın ki, ben sana hiç bir yerde îtimâd etmem. Burada da hıyânetini gösterdin ve bir takım yalanlar uydurdun.
Sen aramızda geçen bu macerada hem hıyanet etmiş, hem de günah işlemiş bir vaziyettesin.

Adamın biri Amr b. Ubeyd'e:
Temîm kabilesinden Usvârî, sohbetinde durmadan sizin kötülüğünüzden bahsediyor, dedi. Amr o adama hitaben:
Sen onun sohbetinin hakkını ödemedin. Çünkü onun konuştuklarını bana getirdin. Benim hakkımı da ödemedin, arkadaşımla aramı açacak sözü bana söyledin. Şimdi git ona söyle, ölüm hepimizi yakalayacak, mezar içine alacak, kıyamet bir araya toplayacak ve en hayırlı hükmü veren Allahu Teâlâ hesabımızı görecek ve hükmünü verecektir, dedi.

Gammâzın biri, vezîrlerden Sahib b. Ubad'a bir mektûb gönderdi. Mektûbda, bir adamın ölümüyle öksüz çocuğuna bol miktarda servet intikal ettiği ve bu servetin bir kısmının Sahib b. Ubâd tarafından alınması tenbîh ve işaret edilmekte idi. Mektûbu okuyan Sahib mektubun arkasına:
Doğru da olsa, gammazlık çok çirkin bir şeydir. Şâyet sen gammazlığı bir nasîhat kabûl edersen, zararın, kârından çok daha büyüktür. 'Ahmakça bu isteğini yerine getirmekten Allah'a sığınırım. Eğer ben seni aylıkçı olarak yanımda kocaltmayaydım, sana lâyık olduğun cezâyı verirdim. Ey mel'ûn, bu gibi utanç verici şeylerden sakın! Allahu Teâlâ aybını bilir. Ölü, Allah'ın rahmetine ulaştı. Çocuk yetim kalmakla beli kırıldı. Allah ise onun malını çoğalttı. Bunun peşinde dolaşan gammâza da Allah lânet etsin, dedi.

Lokmân (a.s.) oğluna nasihatinde: “

Oğlum, ben sana bir takım hasletler tavsiye edeceğim. Sen bunları yerine getirirsen mensûb olduğun cemaatin reisi olursun. Oğlum, yakın-uzak kim olursa olsun herkese tatlı davran, iyiden de kötüden de cehaletini gizle. Dostlarını koru, yakınlarını ziyaret et, gammazlığa kıymet vermeyeceğine dâir onları temin et.

Öyle arkadaş seç ki ayrıldığınız zaman, ne sen onları, ne de onlar seni dillerine dolasınlar.” demiştir.

Diğer biri "Nemmamlık, yalancılık, hased ve nifak üzerine kurulmuştur. Bunlar ise, üzerine tencere konan sacayağı gibi zilletin bacaklarıdır" demiştir.

Diğer zâtın biri de şöyle der: "Nemmamın sözleri doğru olsa bile, aleyhinde bulunandan daha kötüsü, yine bu nemmâmdır. Zira o, gıyabında konuştuğu sözleri sana söylemez. Yüzüne karşı bu sözleri söyleyen nemmâmın kendisidir."

Hulâsa, nemmâmın ortaya koyacağı kötülük büyüktür. Fesatlığın ve nemmâmlığın sonu, bazen koca kabilelerin birbirine girmesine ve helâkine sebep olacak kadar tehlikelidir. Bunun şerrinden korunmak lazımdır.

Hammad b. Seleme bir hikâyesinde şöyle diyor: Adamın biri bir köle satın alacaktır, sâhibine kusûru olup olmadığını sorar, sâhibi:
Biraz nemmâmlığı vardır, der. Adam:
Olsun, ben kabûl ediyorum, dedi ve köleyi aldı evine getirdi. Bir müddet geçtikten sonra köle, efendinin hanımına giderek:
Efendi seni sevmiyor, başkası ile evlenecek, fakat ben büyücüyüm, istersen onun sakalından biraz kes getir, ben bir büyü yapayım da seni sevsin, başkası ile evlenmesin, dedi. Kadını bu suretle te'mîn ettikten sonra efendisine giderek:
Sen bu kadına bu kadar bakıyorsun ama, kadının gözü dışarıda, seni öldürüp başkasıyla bu serveti yemek ister, dedi.

Efendisi bu söze inanmak istemeyince, köle:
İstersen yalandan uykuya yat, dediğimin yanlış veya doğru olduğunu o zaman anlarsın, der. Adam uykuya yatar, efendisinin uykuda olduğunu köle hanıma haber verir. Hanım da usturayı alır ve sakalından kesmek üzere efendisine doğru gider. Bunu gören efendi kölenin doğruluğuna hükmederek kadını hemen öldürür. Köle, kadının ve efendisinin akrabalarına haber verir. Bu sûretle iki kabîle birbirlerine girerek helâk olurlar.
İşte fesadlığın ve nemmâmlığın kötü neticeleri böyledir.