Yirmi sekizinci Beyân

Onyedinci âfet - İki yüzlü olup iki hasım arasına girerek herkese arzusuna göre konuşmak

Böyle iki hasım ile ayrı ayrı karşılaşıp da her iki tarafın arzûlarına göre söz konuşmayanlar da pek azdır. Bu davranış, nifakın tâ kendisidir. Ammâr b. Yasir'in (r.a.) rivayetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

مَنْ كَانَ لَهُ وَجْهَانِ فِي الدُّنْيَا كَانَ لَهُ لِسَانَانِ مِنْ نَارٍ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Dünyada iki yüzlü olanların, kıyamet günü ateşten iki dilleri olur.”201

Ebû Hüreyre'nin rivâyetinde ise şöyle buyurulmuştur:

تَجِدُونَ مِنْ شَرِّ عِبَادِ اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ ذَا الْوَجْهَيْنِ الَّذِي يَأْتِي هَؤُلَاءِ بِحَدِيثٍ وَهَؤُلَاءِ بِحَدِيثٍ. وَفِي لَفْظٍ آخَرَ: الَّذِي يَأْتِي هَؤُلَاءِ بِوَجْهٍ وَهَؤُلَاءِ بِوَجْهٍ

“Kıyamet günü Allah'ın kullarından en kötülerini, iki yüzlü olanları bulursunuz. Onlar bir tarafa ayrı, öbür tarafa ayrı söyler; bir tarafa bir yüz, öbür tarafa diğer yüzleri ile giderler.”202

Ebû Hüreyre (r.a.) "İki yüzlü, Allah katında emîn kimse olamaz" demiştir.
Mâlik b. Dînâr da, Tevrat'da şöyle okudum, diyor:
"İnsân, buluştuğu kimselerle ayrı ayrı dudaklarla yâni ayrı ifadelerle konuştuğu zaman, emânet bâtıl olur. Allahu Teâlâ, kıyâmet günü bu iki dudağı da helâk eder."

Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

أَبْغَضُ خَلِيقَةِ اللَّهِ إِلَى اللَّهِ يَوْمَ الْقِيَامَةِ الْكَذَّابُونَ وَالْمُسْتَكْبِرُونَ وَالَّذِينَ يُكْثِرُونَ الْبَغْضَاءَ لِإِخْوَانِهِمْ فِي صُدُورِهِمْ فَإِذَا لَقُوهُمْ تَخَلَّقُوا لَهُمْ وَالَّذِينَ إِذَا دُعُوا إِلَى اللَّهِ وَرَسُولِهِ كَانُوا بِطَاءً وَإِذَا دُعُوا إِلَى الشَّيْطَانِ وَأَمْرِهِ كَانُوا سِرَاعاً

“Kıyamet günü yaratıklar içerisinde Allah katında en mebğuz olanları; yalancılar, kibirlenenler ve dostlarına karşı içlerinde kin besleyenlerdir ki, onları gördükleri zaman yüzlerine karşı onlara yaltaklık ederler. Allah ve Resûlüne dâvet edildikleri zaman alabildiğine tenbel, fakat şeytân yoluna dâvet edildikleri zaman ön sırada dururlar.”

İbn Mes'ûd (r.a.) diyor ki: “İmmea olmayın, kavak yaprağı gibi rüzgârın her estiği tarafa dönmeyin,

yâni her gördüğünüz adama "senin emrindeyiz" deyip ardından gitmeyin, sağa sola yalpa vurup durmayın. Böyle birbirinin hasmı olan iki kişiye ayrı ayrı görünmenin nifak olduğunda ittifak edilmiştir.”

Nifakın pek çok alâmetleri var, bu iki yüzlülük de bunlardan biridir."

Rivayete göre Huzeyfe (r.a.) ashâbdan ölen birinin cenâzesine iştirak etmedi. Bunu gören Ömer (r.a.) kendisine:
 Bu cenâzeye niçin iştirak etmedin? diye sordu. Huzeyfe (r.a.):
 O, onlardan (münafıklardan) idi, dedi.

Hz. Ömer (r.a.), Huzeyfe'ye (r.a.) yemin verdirerek: “Bende nifak var mı?” diye sormuş ve ısrarla bunun üzerinde durmuştur. Huzeyfe (r.a.): “Senden başka kimseyi temin edemem (yani başka kimseye cevap vermem)” demiştir.203

Şâyet, bir adam nasıl davranırsa iki yüzlü sayılır ve bunun haddi nedir? diye sorarsan,
Derim ki: İki hasımdan her birine ayrı ayrı gider, her biri ile güzel konuşur ve aynı zamanda konuştuğu sözde yalancı değilse, bu adam ne münafık, ne de iki yüzlüdür. Zîra bir insan iki hasmın her ikisiyle de ayrı ayrı dost olabilir. Bu ahbablık da kardeşlik derecesine yükselmeyebilir. Çünkü tam mânasıyle dostluk ve kardeşlik tahakkuk ederse, mutlak sûrette taraflardan birine kendisinin de husûmetini gerektirir. Nitekim bunu "Sohbet ve Uhuvvet Âdâbı"nda anlattık. Ancak, her ikisiyle konuştuğu sözleri birbirine taşırsa, işte o zaman iki yüzlü olur. Bu hâli, nemmâmlıktan kötüdür. Çünkü tek tarafa söz taşıyana da nemmâm denir. İki taraftan söz taşıyan, elbette nemmâmdan kötüdür. Şâyet söz taşımaz, ancak her iki tarafa da "evet, sen haklısın" derse, yine iki yüzlüdür. İki tarafa da yardım va'deder veyâhut husûmetlerinden dolayı iki tarafı da överse, yine iki yüzlü olur. Yine bunun gibi yüzüne karşı bir tarafa haklısın, deyip, ayrıldığı zaman, haksızdır, diyen de iki yüzlüdür. Bu adama yakışan ya susma veya hem huzûrunda, hem gıyâbında haklıya haklı, haksıza haksız demektir.

İbn Ömer'e (R.A.):
Biz emîrlerimizin huzûruna girdiğimiz zaman onlarla ayrı konuşur, ayrıldığımız zaman ise başka konuşuruz. Bu nasıl olur? diye sorduklarında, İbn Ömer:
İşte biz Resûli Ekrem zamânında bunu nifak alâmeti sayardık, demiştir.

Hakikat şu ki, emîrin yanına girmek mecbûriyeti olmadığı halde mevki ve servet edinmek maksadıyla onu övmek ve yüzüne karşı ayrı, arkasında ayrı konuşmak nifaktır. Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

حُبُّ الْمَالِ وَالْجَاهِ يُنْبِتَانِ النِّفَاقَ فِي الْقَلْبِ كَمَا يُنْبِتُ الْمَاءُ الْبَقْلَ

“Mal ve mevki sevgisi suların sebzeleri bitirdiği gibi, insanın kalbinde nifak tohumunu bitirir.”204

Sözün mânası da budur. Zîra bu istek, insanları emîrlere muhtaç eder ve onlara karşı riyâkârlığa sevkeder. Fakat mecbúriyet karşısında emir ile ihtilât edip, korkusundan dolayı onlara yaltaklık gösteren mazurdur. Çünkü şerden korunmak için tedbir almak caizdir.

Ebû'dDerda (r.a.) diyor ki: "Yüzüne güldüğümüz nice insânlar var ki, kalbimizle onları tel'în ederiz."

Hz. Aişe (r.a.) anlatıyor: Bir gün kapıya biri geldi. Resûli Ekrem (s.a.v.):

ائْذَنُوا لَهُ فَبِئْسَ رَجُلُ الْعَشِيرَةِ هُوَ

“Müsaade edin girsin, o kabîlesinin en kötü bir insanıdır” buyurdu. Adam içeri girince Resûli Ekrem ona gayet tatlı ve yumuşak davrandı. Sebebi sorulduğunda ise şöyle buyurdu:

يَا عَائِشَةُ إِنَّ شَرَّ النَّاسِ الَّذِي يُكْرَمُ اتِّقَاءَ شَرِّهِ

“Yâ Aişe, insanların kötüsü, şerrinden korunmak için kendisine ikram edilen kimsedir.”205

Bu rivâyet, şerden korunmak için güler yüzle karşılamanın cevazını ifade eder. Ancak medh u senâ etmek yalan olur ve bu ancak zarûret icabı câizdir. Bâtıl sözleri reddetmek lazım, gücü yetmezse dili ile susup kalbiyle inkâr etmelidir.