Övmek de bâzı yerde zemmetmek gibi yasaktır. Zemmetmenin, adamın gizli hâllerini açığa çıkarma ve gıybet olduğunu anlatmıştık. Övmenin altı âfeti vardır; bunların dördü övende, ikisi de övülendedir.
Öven taraftaki âfetler:
1. Yalana düşmek: Aşırı övmekle gerçek dışı beyanlarda bulunmaktır.
Hâlid b. Mi'dan diyor ki: "Bir hükümdarı veyâ her hangi bir şahsı kendisinde olmayan vasıflarla öven kimse, kıyamet günü dili peltek olduğu hâlde mahşer yerine gelir."
2. Riyâ: Övgüye riyânın karışması, kalpten inanmadığı halde yaltaklık etmesidir.
Çünkü o, medhederken ona olan sevgisini açıklamak ister. Çok kere içinden böyle olmaz ve hattâ söylediklerinin çoğuna kendisi bile inanmaz. O vakit, hem müraî, hem münafik olur.
3. Bilinmeyen hususta övmek: Aslında tam vakıf olmadığı mutlak vasıflar hakkında hüküm vermektir.
Rivâyete göre; bir adam başka birini Resûli Ekrem'in huzûrunda övmeğe başlayınca, Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurdu:
“Yazık sana, adamın boyun damarını kopardın. Eğer bu söylediklerini o adam duysaydı iflah olmazdı.” Buyurdu ve devamla:
“İlle de bir adamı övmek istiyorsanız; ‘falancayı böyle sanıyoruz, Allah'a karşı kimseyi tezkiye edecek değiliz. Herkesin murakıbı Allah'tır. Allah da böyle kabûl ederse iyidir’ dersiniz.”206
Bu âfetlerin medhe ârız olması, medhin, ancak deliller ile bilinebilen mutlak
vasıflar hakkında yapıldığı zamandır. Meselâ, müttakîdir, vera' sahibidir,
hayırhâhdır gibi sözlerde olur. Yoksa, gece namazı kılar, sadaka verir, hacceder
gibi sözlerde bu gibi âfetler yoktur. Çünkü bunlar göz ile görülen şeylerdir.
Göz ile görülmeyen hususlarda kat'i hükme varmak doğru olmaz. Burada kat'i
karara varmak, bâtını hâlini araştırdıktan sonradır.
Hz. Ömer (r.a.) bir adamın bir adamı övdüğünü duydu. Sordu:
Bu adam ile yolculuğun var mı? Adam:
Hayır, dedi. Hz. Ömer:
Ticarî ortaklığınız var mı? diye sordu. Adam:
Hayır, dedi. Hz. Ömer:
O hâlde akşam sabah bir arada bulunan kapı komşusu musunuz? diye sordu. Adam bu
sefer de:
Hayır, deyince, Hz. Ömer:
Vallahi sen onun hakkında bir şey bilmiyorsun, dedi.
4. Zâlim ve fâsıkı ferahlandırmak:
Zâlim ve fâsık medhedilerek ferahlandırılmış olur. Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Fâsık övüldüğü zaman, Allah gazab eder.”207
Hasan1 Basri de: "Zâlime uzun ömürle duâ eden, yeryüzünde Allah'a isyân edilmesini seven kimsedir" demiştir. Halbuki zâlim ve fâsıka karşı yaraşan, ferahlatmak için onu övmek değil, kedere gark etmek için onu zemmetmektir.
Medh edilendeki (Övülendeki) âfetler:
1. Gurur ve Ucub: Kişinin övüldüğü için kendini beğenmeye başlamasıdır
ki, gerek böbürlenme ve gerekse kendini beğenme; her ikisi de tehlikelidir.
Hasanı Basri diyor ki: Bir gün Hz. Ömer elinde turası olduğu hâlde otururken
Carud b. Münzir çıkageldi. Orada oturanlardan biri "Bu zât, Rabia kabilesinin
ileri gelenlerindendir" dedi ve bu sözü, oradakiler, Hz. Ömer ve hattâ Carud da
duydu. Carud yaklaşınca, Hz. Ömer tura ile kendisini dövmeğe başladı. Bunun
üzerine Carud:
Hayır ola ya Ömer, ne oldu, ne geçmişimiz var? diye sorunca, Hz. Ömer;
Ne olacak, adamın dediğini duydun ya, dedi. Carud:
Evet, duydum, boş ver, deyince, Hz. Ömer:
Senin gönlünde bir gurur doğar korkusu ile, gururunu kırmak için sana turayı
vurdum, dedi.
2. Tembellik: Övülen insanın ferahlayıp amelde gevşemesi ve elindekini yeterli görmesidir.
Kendini beğenen kimse, artık daha fazla yorulmak istemez. Daha çok amel ve ibadete sarılan, daha ziyade kendini eksik ve kusurlu gören kimsedir. Artık bir defa dillere düştü mü, kendisi ne oldum zannıyla amelini ihmale uğratır. Resûli Ekrem (s.a.v.) bu tehlikeye binaen şöyle buyurmuştur:
“Yüzüne karşı medhettiğin adamın boğazına kızgın usturayı çekmiş gibi olursun.”208
Yine bir adamı öven kimseye hitâben Resûli Ekrem:
“Adamı boğazladın, Allah müstahakını versin” buyurmuştur.
Mitraf diyor ki: "Ne zaman medh u senâ duydumsa, hemen duymamazlıktan geldim."
Zeyyad b. Ebû Müslim de "Kim olursa olsun, övüldüğünü duydu mu, şeytân bunu ona
hoş gösterir, fakat mü'min sonra hemen döner" demiştir.
İbn Mübarek, ikisinin de doğru olduğunu ve hiç duymamazlıktan gelen Mitrafın
anlattığı kalbin, havâssın kalbi, duygulandıktan sonra kendine gelen, Zeyyâd'ın
anlattığı kalbin de, avâmın kalbi olduğunu ifade etmiştir.
Başka bir hadiste:
“İnce keskin bir kılıç ile bir adamın peşine düşmek, onu yüzüne karşı övmekten daha hayırlıdır” buyurulmuştur.
Hz. Ömer de (r.a.) övmeği boğazlamağa benzetmiş ve "Medhetmek, boğazlamak demektir" demiştir. Çünkü boğazlanan canlı, nasıl hareketten kesilirse, övülen de tembelleşir veyahut övülmek ucub ve kibri doğurur. Bunlar da boğazlanmak gibi tehlikeli âfetlerdir. Bunun için övmek, boğazlamağa benzetilmiştir.
Şayet övmek, sayılan bu âfetlerden sâlim olursa bizzat Resûli Ekrem'in yaptığı gibi mubah hatta mendub olabilir. Nitekim Hz. Ebû Bekir (r.a.) hakkında:
“Eğer Ebû Bekir'in îmânı, bütün âlemin îmânı ile tartılsaydı, ağır gelirdi” buyurmuştur.209
Hz. Ömer hakkında da: “Ya Ömer, eğer ben gönderilmeseydim, sen peygamber olarak gönderilirdin” buyurmuştur. Resûli Ekrem (s.a.v.) kendisi için de şöyle buyurmuştur:
“Ben âdemoğlunun efendisiyim, fakat bende aslâ fahretmek (öğünmek) yoktur
, tahdîsi ni'met olarak söylerim”210
Çünkü Resûli Ekrem'in iftihârı, âdemoğulları nezdinde değil, Allah'a yakınlığındadır. Bu, hükümdarın iltifatına mazhar olan kimsenin kapıcılara karşı bir iftihâr duygusu hissetmemesi gibidir.
İşte yapılan bu açıklama ile, medhi zemm ve medhe teşvikin te'lifi yapılmış oldu.
Ashâb-ı kirâmın bir cenazenin ardından hayırla bahsetmeleri üzerine Resûli Ekrem (s.a.v.):
“Allah'ın rahmetini haketti (vacib oldu)” buyurmuştur.211
Mücahid şöyle anlatıyor: "Ademoğullarının çevresinde bir çok melekler vardır.
Adamın biri dîğerini hayır ile andığı zaman, melekler: "Allahu Teâlâ sana da
benzerini versin" derler. Kötülükle andığı zaman, "Ey gizli halleri kapalı olan
insân, nefsine dön, kendini düzelt ve kusurlarını gizleyen Allah'a hamd eyle"
derler.
İşte bunlar, medhin âfetleridir.