Bu âfet, bilhassa Allahu Teâlâ'nın zât ve sıfatıyla ve din işleri ile alakalı konuşmalarda olup din hususunda konuşmak ancak fasîh âlimlerin işidir. İlmi veya hitâbeti az olanın sözde sürçmeleri de çoğalır. Fakat Allahu Teâlâ bu eksiklikleri cehaletine bağışlar.
Konuşmadaki hatanın örneği olarak Huzeyfe'nin (r.a.) rivâyetinde, Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz konuşurken ‘Allah'ın ve senin dilediğin’ şeklinde konuşmasın; ‘Allah'ın dilediği, sonra da senin dilediğin’ şeklinde konuşsun.”213 Çünkü “ve” kelimesi mutlak atıf içindir ve Allah'ın irâdesiyle beşerin irâdesi arasında bir müsavat (eşitlik) hâtıra getirir. Fakat “sümme” (sonra) kelimesi, kulun dilemesinin geride olduğunu ifade eder.
İbn Abbas (r.a.) diyor ki: “Adamın biri Resûli Ekrem’e ‘Allah ve sen dilersen’ deyince, Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurdu:”
“Beni Allah'a emsâl mi yapıyorsun? Yalnız ‘Allah'ın dilediği’ de.”214
Yine Resûli Ekrem'in huzûrunda hitabede bulunan bir kimse "Allah ve Resûlüne itâat eden hidâyete ulaşır, onlara isyân eden azar" dedi. Bu ikinci cümlede zamîr irâd etmesi bakımından Allah ile peygamberi bir seviyede gösterir gibi bir anlayış bulunduğundan, Resûli Ekrem bu ifadeyi hoş karşılamadı ve ikinci cümlede de isimlerin tasrihinin daha muvafik olduğunu bildirmek üzere "Allah ve Resûlüne isyan edenleri" şeklinde ifade et, buyurdu.
İbrâhim Nehâî de: Allah'a ve sana sığınırım, şeklinde konuşmaktan hoşlanmaz, ancak Allah'a sığınırım, sonra da sana sığınırım, demeği daha muvâfık bulurdu.
Bunun gibi "Evvel Allah sonra da siz" şeklinde konuşulur, fakat "Allah ve siz olmasanız" denmemelidir. Hattâ bazıları, "Allah'ım beni cehennemden âzâd eyle" şeklinde duâyı da muvâfık görmezlerdi. Çünkü âzâd edilmek, cehenneme girdikten sonradır. Mesela, "falan adam âzâd edildi" dendiği zaman, köle idi de hürriyetine kavuştu, mânasına geldiği gibi. Bunun yerine, "Allah'ım, bizi cehennem ateşinden koru" demeği daha muvâfik bulurlardı.
Adamın biri, "Allah'ım, beni Resûli Ekrem'in şefaatine náil olanlardan eyle" diye duâ edince, Huzeyfe (r.a.), "Allah kulunu Resûli Ekrem'in şefâatinden de müstağnî kılar ve doğrudan doğruya afveder" dedi. Yâni doğrudan Allah'dan afv dile demek istemiştir. Resûli Ekrem'in şefâati, Müslümanların günahkârlarınadır.
İbrahim Nehãi diyor ki: "Adamın biri bir başka adama, "Eşek herif, domuz herif dediği zaman; kıyâmet günü ona, bu adamı merkeb veya hınzır yap, diye söylenir."
İbn Abbas (r.a.) diyor ki: "İnsân bilmeyerek şirke düşebilir. Hatta köpeği ile de şirk edebilir. "Bu gece eğer köpek olmasaydı çalınacaktık" şeklinde konuşmak gibi.
Hz. Ömer'in (r.a.) rivâyetinde Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Allahu Teâlâ atalarınız nâmına yemin etmekten sizi nehyeder. Yemin eden, Allah adına yemin etsin veya sükût etsin.”215
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Üzüme ‘kerm’ demeyiniz! Zira kerm, Müslüman adam demektir.”216
Ebû Hüreyre'nin (r.a.) rivâyetinde, Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Sizden biriniz ‘kulum’, ‘emem (cariyem)’ demesin. Çünkü her erkek Allah'ın kulu ve her kadın Allah'ın emesidir. ‘Gulamım (hizmetçim)’, ‘cariyem’ şeklinde konuşun. Köleler de ‘Rabbim’ demesin, ‘efendim’ desin. Çünkü hepiniz Allah'ın kulu ve Rabb yalnız Allahu Teâlâ'dır.”217
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
“Fâsık kimseye ‘efendimiz’ demeyin. Çünkü fâsık efendiniz olursa, Rabbinizi gazablandırmış olursunuz.”218
Yine Resûli Ekrem (s.a.v.):
“‘Ben Müslümanlıktan uzağım’ diyen kimse, doğru konuşuyorsa dediği gibidir. Şayet yalan söylüyorsa, sâlimen İslâmiyet'e dönemez” buyurmuştur.219
Bütün bunlar konuşmanın âfetleridir ki sayılmaları mümkün değildir. Dilin âfetleri hakkında anlattıklarımızı düşünen kimse, dilini serbest bıraktığı zaman bunlardan selâmet bulamayacağını anlar ve o zaman Resûli Ekrem'in: “Sükût eden kurtuldu”220 buyurduğunun mânasını anlamış olur. Zira bu âfetlerin hepsi tehlikelidir. Bütün bunlar, konuşan adamın yolu üzerinedir. Bunlardan kurtuluş ancak sükût sayesindedir. Eğer konuşmasına devam ederse, kendini tehlikeye atmış olur. Ancak bilgili, hatib ve vera' sahibi olur ve kendini murâkabe eder de, az konuşursa, belki selâmet bulur. Her ne olursa olsun, yine tehlikeden sâlim değildir.