(Sadeleştirilmiş)
Fakat bu altı iman şartına inanmanın neden en
temel ilke (aslü'l-usûl) olduğunu ve neden azaptan kurtuluşun en
güçlü sebebi olduğunu bilmez.
Bu durumu şuna benzetebiliriz: Kişi, sokakta gezerken öyle bir mücevher
bulmuştur ki, nice padişahlar dünyayı baştan başa fethetmiş, istedikleri
her şeyi elde etmiş, ama yine de o mücevheri bulamamışlardır. Yine o
kişi, öyle bir nura (ışığa) ulaşmıştır ki, güneşin ışığı onun yanında,
gündüz görünen solgun bir ay gibi kalır. Ve öyle bir 'simya' (değerli
bir madde) elde etmiştir ki, bin yıllık paslı bir bakıra dokundurulsa, o
an altına çevirir. Fakat o, elindekinin kıymetini bilmez, onu sıradan
bir boncuk zanneder. Öyle ki, çok susasa bir yudum su karşılığında onu
vermesinden korkulur.
Soru: Araştırmaya ve kavramaya dayalı iman (iman-ı
tahkikî) nedir? Cevap: İman-ı tahkikî, o altı şartın her birinin temelini
araştırıp hakikatine ulaşmaktır. Bu yola (tarikata), "taklit köyü"
ile "tahkik şehri" arasında bir yol derler. Kimileri bu yolu on
yılda, kimileri yirmide, kimileri otuzda, kimileri de kırk yılda
tamamlamıştır.
Yine pek çokları da bu yolda saparak her biri farklı bir yöne gitmiş;
kimi Cebriye, kimi Kaderiye, kimi Mutezile, kimi de Tenasüh
(reenkarnasyon) inancına sapmıştır. Kısacası, bu yola yetmiş üç fırka
(grup) girmiştir. (İçlerinden yetmiş ikisi) yoldan sapmış ve "iman-ı
tahkikî şehrine" ulaşamamıştır. Yalnızca "Fırka-i Nâciye"
(kurtuluşa eren grup) olarak adlandırılan yetmiş üçüncü fırka hedefe
varmıştır.
Onlar, her işte Peygamber Efendimiz'e (sallallahu aleyhi ve sellem) tam
olarak uydukları için, buldukları mücevherin kıymetini bilmişlerdir.
İman, onlar için adeta gözle görülür hale gelmiştir. Yola bir mum
ışığıyla çıkmış, sonunda güneşe ulaşmışlardır. İmanları onlara apaçık
olmuştur; taklit seviyesindeyken tahkik (gerçeği kavrama) seviyesine
yükselmişlerdir.
Onlar, araştırmaya dayalı imana ulaştıktan sonra, (başlangıçtaki)
taklide dayalı imanlarına dönüp bu ikisini karşılaştırdılar ve
aralarında hiçbir çelişki bulmadılar.
Sayfa 3
|