(Sadeleştirilmiş)

Yani, hakikati Şeriat ile, Şeriat'ı da hakikat ile karşılaştırıp bu ikisinin, tıpkı can ile beden gibi, birbiriyle tam bir uyum içinde olduğunu gördüler.
Can ile bedenin bu ilişkisi hakkında Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: "Bir uzvu eksik olanın, bir duyusu da eksik olur." Buradan anlaşılıyor ki, Şeriat'ı eksik olanın, hakikati kavraması (tahkiki) da eksik olur.

Soru:
Bu sufiler, inanç (akaid) ve uygulama (amel) konularında hangi mezheplere bağlıdırlar?
Cevap:
Sufilerin çoğunluğu, İslami inanç konularında (akaidde) Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'e bağlıdır. Bu çerçevede:
Anadolu ve Balkanlar'daki (Rum diyarındaki) sufiler genellikle İmam Mâtürîdî'nin mezhebindedirler.
Arap kökenli sufiler ise çoğunlukla İmam Eş'arî'nin mezhebindedirler.
Bu iki imamın mezhebi de Ehl-i Sünnet ve'l Cemaat'in kendisidir, farklı bir yol değildir.
Uygulamada (amelde) ise mezhepleri, bulundukları bölgedeki halkın tâbi olduğu dört büyük mezhepten (mezâhib-i erbaa) biridir.
Örneğin, bu Rum (Anadolu ve Balkanlar) vilayetleri, fıkhî konularda genellikle Hanefî mezhebindendir. Onlar, İmam-ı Âzam Ebû Hanîfe'nin Kur'an ve Hadislerden çıkardığı hükümleri (içtihatları) canla başla kabul eder ve onun mezhebine uyarlar.
Arabistan, Mısır ve Halep bölgelerinin çoğunluğu ile Mekke ve Medine (Haremeyn-i Şerifeyn) halkının büyük kısmı Şâfiî mezhebindendir. Bunlar, İmam Şâfiî'yi takip ederler.
Tunus vilayeti, tüm Kuzey Afrika (Mağrip) halkı, Endülüs'e kadar olan bölgeler ve Arabistan'ın bazı yerleri Mâlikî mezhebindendir. Bunlar da İmam Mâlik bin Enes'i takip ederler.
Bağdat halkının çoğunluğu, bütün Irak toprakları ve Arabistan'ın, özellikle de Mekke ve Medine'nin bazı kısımları Hanbelî mezhebindendir.


Sayfa 4