(Sadeleştirilmiş)

İşte sufilerin o sözden kastettikleri anlam budur, başka bir şey değil.

Soru:
Sen demiştin ki, "Şeriat ile hakikat asla birbirine aykırı değildir." Şeriata aykırı bir inanca sahip olacakları bir şey yoktur. Ya bunların arasında bir gizli sözleri var ki, onu ehl-i şeriattan saklarlar? Eğer aykırı olmasaydı, neden gizli tutarlardı?
Cevap:
Gizli tuttukları şeyler, şeriata aykırı olduğundan değil. Belki o sırlar çok derin olup, halkın genel aklının anlayamayacağı şeyler olduğundandır. Herkes anlayamaz. Bu yüzden Peygamberimiz (s.a.v.), "İnsanlara akıllarının seviyesine göre konuşun" buyurmuştur. Çünkü her sözü herkese söylesek, bazı insanlar bunu anlayamaz ve yanlış anlamalara düşerler. Sufilerin bazı şeyleri saklamaları, bu emre uymak içindir.

Soru:
Bir kimse sufilerin bildiği ilmi bilse, Şeriat'ın zahiri (dış görünüşü) ile amel etse ve buna kanaat etse, o kimsenin imanı ve İslam'ı sufilerden eksik olur mu?
Cevap:
Hayır, olmaz. Sadece sufilerden değil, belki peygamberlerin (a.s.) imanından ve İslam'ından dahi eksik olmaz. Zira iman ve İslam bir cevherdir ki bölünme ve parçalanma kabul etmez. Artık ve eksik (az ve çok) denilemez. Nasıl ki padişah ile fakirin Güneşten aldıkları hisse eşitse ve padişah ile dilencinin bedenleri aynı organlara sahipse, imanda da tüm ehl-i imanın (inananların) hisseleri eşittir, artık ve eksik olmaz.

Soru:
Peki, insanın kiminin peygamber, kiminin veli, kiminin salih (iyi), kiminin fasık (günahkâr) olması; derecelerdeki bu farklılık nedir?
Cevap:
Farklılık, marifettedir (Allah bilgisindedir). Yoksa asıl imanda hepsi eşittir. Ama marifette eşit değillerdir. Nitekim padişah ile dilenci organ olarak eşit olsalar da, kıyafet, devlet ve makam olarak eşit değillerdir. İnsanın insanlığı ise marifet elbisesindedir ve devletinde ...


Sayfa 11