MEVZUU:
Kalb itminanının, nazar ve istidlal (görme ve deliller) ile değil; zikirle olacağının beyanı.
NOT: İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Şeyh Kebir'e yazmıştır.
***
Sübhan Allah, bize ve size Şeriat-ı Mustafaviye üzerine sebat nasib eylesin. O şeriatın sahibine salât ve selâm...
***
Allah-ü Teâlâ şöyle buyurdu:
– «Haberiniz olsun; kalbler Allah'ın zikri ile itminana kavuşur.» (13/28)
Üstteki âyet-i kerimenin ifade ettiği mana gibi, kalbin itminan (tatmin olma) yolu Allah-ü Teâlâ'nın zikridir; nazar ve istidlal (bakma, görme ve deliller) değildir. Bir şiir:
Hüccet ehlinin tutunduğu şeyler çubuktur;
Çubuğa dayanılmaz, zira temkini yoktur.
***
Zikirde, Yüce Mukaddes Hakkın zatı ile münasebet iktisabı (kazancı) vardır.
Hakikaten böyle bir münasebet olmayınca, toprakla Rabb'ül-erbab'ın ne gibi bir
bağlantısı olur..
Zâkir ile mezkûr (zikredenle zikredilen) arasında, irtibat cinsi bir şey hâsıl olur; muhabbeti icab ettiren bir mânâ çıkar. Zikreden kimseye de muhabbet ağır basınca, bundan sonra, artık itminandan başka bir şey olmaz.
İş kalb itminanına vardığı zaman, elde edilen zamanın kazancı, ebedi bir saadet devleti olur..
Bir ÅŸiir:
Zikrini etmelisiniz Hakkın her zaman;
Kalbin cilâsı
gıdâsı olur o zaman..
Evvel âhir selâm...