MEVZUU:
a) Büyüklerin yanında tevâzu ve ihtiyaç izhârının lüzûmu,
b) İtikâdı düzeltmenin gerekli olduğunun beyânı.
NOT:
İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Hakim Abdülvehhab'a yazmıştır.
***
Bilesin ki,
Buraya kadar geldin; ayakların yoruldu; çabucak dönüp gittin. Sohbet haklarının edâsına hiç bir fırsat bulunmadı.
Mülakattan ve toplantıdan maksad; ya faydalanmaktır, ya faydalı olmak..
Bir meclis, anlatılan iki şeyden hâli olunca, onu hiç bir şey yerine saymak olmaz (hiç bir şey yerine saymamak lâzım).
Uygun düşer ki, bu büyüklerden birinin yanında olan kimse; içi boş olarak buluna; tâ ki, dönüşte dolu olarak gide.. Bunların yanında acizlik ve iflâs hali ile durmalı ki: Onların şefkatine mahal, feyizlerine müstahak ola..
Susuz olarak gelip gitmekte ne mânâ var?. İlletten başka dolmayandan ne hâsıl olur?. Azgınlıktan gayrı bir şey getirmeyen zenginlik neye yarar?.
***
Hâce Bahaeddin Nakşibend Hz. şöyle dedi:
– Öncelikle, hastanın tazarruu ve inkisarı lâzımdır. Kırık gönüle bundan sonra teveccüh hâsıl olur.
Tazarru ve inkisar (yakarış ve kırık kalp), teveccühün şartıdır.
Her neyse..
Bu sıralarda bir ilim talibi geldi. Sizin tarafınıza, benim bir şeyler yazıp bir tavsiyede bulunmamı istedi. Bunun için hatıra geldi ki: Onun yalnız buraya gelmesi dahi, haklardan bir haktır. İmkân nisbetinde benim bu hakkı ödemem lâzımdır. Bunun üzerine, kalem dili ile bazı şeyler yazdım. Ki bunlar, hâlin vaktin iktizâsına göre: Gidene ulaşmak, geçmişi telâfi etmek kabilindendir.
Böylece yazıp sizin tarafa yolladım.
Doğruyu ilham eden, iyi işlerde başarı ihsan eyleyen, noksan sıfatlardan münezzeh Allah'tır.
Ey saadeti bulan,
Bize ve size lâzım olan, Kitap ve sünnet iktizasına göre, itikadı düzeltmektir. Bu dahi, ehl-i sünnet vel-cemaat ulemasının Kur'an'dan ve hadis'ten çıkardığı mana yolunca olmalıdır. Onlar nasıl anlattılarsa öyle olmalıdır. Şundan ki: Bizim ve sizin anlayışınız itibardan düşmüştür. Yani: Bu büyüklerin anlayışına uygun olmayınca.. Bu birincisidir.
Görmez misin ki: Her dalâlette kalan bid'atçı, çıkardığı hükümleri, Kur'an ve hadis'ten aldığını ve onların manasından anladığını iddia eder. Halbuki: Haktan yana elde ettiği hiç bir şey yoktur.
Bundan sonra, şer'î hükümleri bilmek lâzımdır. Yani: Helâli, haramı, farzı ve vacibi.. Bu, yapılacak işlerin ikincisidir.
Üçüncü olarak, öğrenilen şeylerle amel etmek gerekir.
Dördüncü olarak, sofiye-i kirama mahsus olan; tasfiye ve tezkiye yoluna girmelidir.
İtikâd düzeltilmedikçe, şer'î hükümleri bilmenin hiç bir faydası yoktur. O ikisi olmayınca da, işlenen amelle bir şey elde edilmez. Bu üçüncünün olmaması sonucu: Tasfiye ve tezkiye muhal iştir.
Üstte anlatılan bu dört erkân ve bunların mütemmimi (tamamlayıcısı) ve kemâle erdireni sayılanların (meselâ: Farzın ikmâlinde kılınan sünnetler gibi) dışında bulunanların hepsi malâyani dâiresine dahildir. Bu manada şu hadis-i şerif vardır:
– «İnsanın İslâmî güzelliği arasındadır ki, kendisine lüzumlu olmayanı bırakıp pek lüzumlu olanla meşgul ola..»
Selâm hidayete tabi olanlara, Mütabaat-ı Mustafa'yı bırakmayanlara.. Ona ve onun âline salât ve selâm.