MEVZUU:
a) Ehl-i sünnet vel-cemaat ulemasına ittiba hususunda rağbet için, vaaz ve
nasihatler;
b) Kötü âlimlerle musahabattan (sohbetten, konuşup görüşmeden) sakındırmak.
NOT:
İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Seyyid Ferid'e yazmıştır.
***
Noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, sizi şahsınıza lâyık olmayan işlerden korusun. Pek şerefli ceddiniz hürmetine.. Ona ve âline salât ve selâm..
***
Bir âyet-i kerimede, Allah-ü Teâlâ şöyle buyurdu:
– «İyiliğin karşılığı, ancak iyiliktir.» (55/60)
Şimdi bilemiyorum: Sizin iyiliğinize nasıl karşılık vereyim. Ancak: Güzel vakitlerde, sizi iki cihan selâmetine erdirmesi için Allah-ü Teâlâ'ya dua ile dilimi ıslatmaktan başka..
Allah'a hamd ü şükürler olsun; bu mânâ, gayr-ı ihtiyari müyesser olmaktadır.
Mükâfat olmaya lâyık olan bir başka iyilik ise; vaaz edip hatırlatmaktır.
O ne büyük bir nimet olur ki. kabul sahasına düşmüş ola..
Ey Necib Nakib,
Vaazların hulâsası, nasihatların zübdesi şudur: Diyanet erbabı ile karışık durup açılmak, şeriat erbabı ile görüşmek.. Diyanet ve şeriat sahibi olmak, ehl-i sünnet vel-cemaat yoluna girmeye bağlıdır. Bu zatlar, sair Îslâmi fırkalar arasında, fırka-i naciyedir. Bu büyüklere tabi olmadan necat bulmak, muhaldir. Bunların görüşüne tabi olmadan felah mümtenidir (imkânsızdır, muhaldir). Akla, nakle, keşfe dayalı deliller, bu mânânın şahididir. Bunun değişmesine asla ihtimal yoktur. Sırat-ı müstakim olan bu zatların yolundan, bir şahsın hardal mikdarı kaydığı bilinse; itikad edilmeli ki: Onun sohbeti öldürücü zehirdir. Onunla meclis kurmayı, yılanla oturmak gibi görmelisin.
Kendilerinde, aldırmazlık olan ilim talipleri, din hırsızları gibi görülmelidir. Ama hangi fırkadan olurlarsa olsunlar.. Bunların sohbetlerinden kaçınmak dinî zaruretler arasındadır.
Bütün bu fitneler ve dinde vaki olan fesatlar, bu cemaatın şumluğundan olmuştur. Ki bunlar: Dünya metaı toplamak için âhiretlerini heba etmişlerdir. Bunların durumu bir âyet-i kerimede şöyle anlatıldı:
– «Bunlar, o kimselerdir ki, hidayetle dalâleti satın almışlardır. Bunların ticareti kazanç getirmemiştir. Ve, hidayeti bulan dahi olmamışlardır.» (2/16)
***
Zatın biri, Şeytan'ı gördü. İşini bitirmiş gibi rahatça oturuyordu. Saptırmak ve azdırmak işini bırakmıştı. Bunun sırrını sorunca, şöyle anlattı:
– Bu zamanda, kötü âlimler, bana kifâyet ediyorlar. Azdırmak ve saptırmak işinde bana tekeffül ettiler.
***
Mevlâna Ömer, iyi niyet ve güzel ahlakla mevsuftur. Şu andaki mevcut talebeler arasında onun durumu budur. Şu şartla ki: Onun kalbini takviye edesiniz ve Hakkın izharı için ona yardım edesiniz.
***
Hafız İmam'da İslâm cinnetlerinden bir parça vardır. Böyle bir cinnet dahi İslâm'da lâzımdır. Bu mânâ, bir hadis-i şerifte şöyle anlatıldı:
– «Sizden hiç kimse tam iman edemez; taa, kendisine:
– Mecnun. Denmedikçe..»
***
Bu Fakir, sözle ve yazı ile, iyi sohbete teşvik etmekte kusur etmiyor. Kötülerle sohbet işinden sakındırmakta ise; mübalağa ile durması için nefsime hiç ruhsat yolu tanımıyorum. Artık, kabul etmek size kaldı.
Hayra mazhar olabilene mübarek olsun.
İhsanları yazmak bu sözleri söyletmeye götürdü. O kadar ki, başınızı ağrıttığımı, yorduğumu dahi bana unutturdu.
Vesselâm.