Mektuplar

MEVZUU:

a) Uzlet sebebi ile, Müslümanların haklarını zayi etmemek,
b) Riâyet edilmesi gereken hakların beyanı.

NOT:

İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Şeyh Abdülhadi'ye yazmıştır.

***

Allah'a hamd olsun. Salât ve selâm onun Resulüne.. Sizlere dahi, dualar etmekteyim.

***

İrşad yolunu pek güzel bulan kardeşin mektubu geldi; çokça ferahlık getirdi.

Allah'a hamd ü şükürler olsun ki: Artık günlerinin uzaması muhabbette, ihlâsta, meveddette ve ihtisasta bir tesir göstermemiş.

Hal böyle olmasına rağmen, kendisi gelmiş olaydı, daha münasip olurdu.

Hayır, Allah-ü Teâlâ'nın yaptığındadır.

***

Uzlet temenni edilmektedir.

Evet; uzlet, sıddık zatların arzusudur. Uzlet ve inzivaya çekilmekte serbestsin. Diliyoruz ki: Uğurlu bereketli olsun.

Ancak, bu arada lâzım olan bir şey var: Müslümanların haklarını zayi etmemendir..

Bu mânâda, Resulûllah (ﷺ) efendimiz şöyle buyurdu:

— «Müslüman'ın Müslüman'da beş hakkı vardır:

1. Selâm verince alıp karşılık selâm vermek..
2. Hastayı ziyaret etmek..
3. Cenazelere gitmek..
4. Davete icabet etmek..
5. Aksırdığı zaman, kendisine rahmet dilemek.»

Ancak, davete icabet için, îhya'ül-ulum adlı eserde bazı şartlar anlatılmış; bu şartlar altında, davete icabet men edilmiştir. Meselâ:

a) Davet yemeği şüpheli olursa..
b) Oturulan yerde ipekli, gümüş kap, tavana asılı resimler, çalgı dinlemek, oyun ve oyalanma cinsinden bir şeylerin bulunması..

Bütün bu sayılanlar, davete icabet için engel şeylerdir. Hatta, bunların varlığı ile; o davete icabet, yerine göre haram veya mekruh olur.

Bu anlatılanlardan başka, davet eden kimse: Zalim, fâsık, şerir, övünmek ve böbürlenmek zoru ile sofralar kuruyorsa; o davete gitmek doğru olmaz..

Şir'at'ül-İslâm, adlı eserde geçtiğine göre: Çevrede desinler ve işitsinler diye yapılan yemeğe icabet edilmez. Bir sofrada oyun, çalgı gibi şeyler varsa, şarap içiliyorsa.. o sofraya oturulmaz..

Metalib'ül-Müminin, adlı eserde dahi bunlar yazılıdır.

Eğer üstte anlatılan engeller yok ise; o zaman, icabet edilmesi gerekli olur. Ne var ki, bu gibi engellerin bulunmaması, bilhassa bu zamanda zordur.

***

Şunun da bilinmesi gerekir ki, uzlet: Ancak, yabancılardan olur; ahbaba karşı uzlet olmaz. Zira, mahrem-i esrar olan kimselerle sohbet etmek, bu Tarikat-ı Aliyye'de sünnet-i müekkededir. Bu mânâda, Hâce Nakşibend Hz. şöyle dedi:

— Tarikatımız sohbet tarikatıdır. Halvette şöhret vardır; şöhret dahi afettir.

Burada anlatılan sohbet, ehl-i tarik ile sohbettir, înkâr ehli ile muhalif olanlarla sohbet değildir. Zira sohbette şunu şart koşmuşlardır: Her biri tek tek nefsini atacak ve biri diğerinde fenâ bulacak.. Böyle bir şey de, arada bir muvafakat olmadan müyesser olmaz..

***

Hasta ziyareti yapmak sünnettir; amma, hastanın bakanı ve hizmet edeni varsa. Onun böyle bir kimsesi olmadığı takdirde, o zaman ziyaret etmek vacib olur.

Nitekim Mişkât haşiyesinde böyle anlatıldı.

***

Cenaze namazına hazır olmak ve cenazeyi teşyi etmek de lâzımdır. İsterse ölünün hakkını eda için, bir kaç adım atılsın.

***

Cuma namazlarında, beş vakit namazı cemaatle kılmakta hazır olmak, iki bayram namazına gitmek, İslâmî zaruretler arasında sayılır. Bunları yapmak lâzımdır.

***

Anlatılan vazifelerin yapılmasından boş kalan vakitlerde, Mevlânın zikrine yönelmek maddî şeylerden kalbi kesmek vardır. Lâkin, her hal ü kârda niyeti düzeltmek gerek. Uzleti, dünyaya ait garazlardan her hangi biri ile kirletmemek gerek.

Allah-ü Teâlâ'nın zikriyle, gönül birliği elde etmekten başka bir maksad dahi olmamalıdır.

Ömrü, oyalayan boş şeylerle iştigal etmekten i'raz etmendir. Hatta, bütün oyalayan şeylerden..

Niyetin sağlamlaştırılmasında çok ihtiyatlı davranmalıdır. Ta ki: Onun içine, nefsanî garazlardan biri gizlenip mekân tutmaya.. Bu niyeti düzeltme işinde, Allah-ü Teâlâ'ya çokça tazarru edip yalvarmak gerek.. Acz ve inkisar makamında olmalıdır. Böyle olunca, muhtemeldir ki: Niyetin hakikati tahakkuk eder.

Hâsıl-ı kelâm: Uzletin seçilmesi; doğru ve sağlam niyetle, yedi kereye kadar istihare tekrarından sonra olmalıdır. Ancak, böyle olunca, temenni edilir ki: O uzlet üzerine büyük semere terettüb eder..

***

Kalan hallerin haberini, mülâkat zamanına bıraktık.

Vesselâm.


Hakîkat Kitâbevi Tercümesi