MEVZUU:
a) Haller ve vecidlerin, emir âleminin nasibi olduğu..
b) Hallere ve vecidlere dair ilmin, halk âleminin nasibi olduğu..
c) Bu marifetlerin, maarif-i sabıkadan (eski bilgilerden) olduğu ve muamelenin
hakikatının: Tarikat beyanında, Merhum Merhum-u Ekber için sudur eden mektuba
yazıldığı.
NOT:
İMAMI RABBANİ Hz. bu mektubu, Molla Abdülkadir Enbalî'ye yazmıştır.
***
Bilesin ki,
İnsan, kendi zahiri olan âlem-i halk ile; batını olan âlem-i emirden mürekkeptir.
İptidada ve orta hallerde zuhur eden haller, vecidler, müşahedeler ve tecelliler; insanın batını olan âlem-i emrin nasibidir.
Hayret, cehalet, acz, ye's ki; intihada (nihâyette) hâsıl olur, bu dahi âlem-i emrin nasibidir. Bu dahi insanın batınıdır. Ve bu: Hükmen dahi zahir içindir. Yani:
"Yerin dahi nasibi vardır keremliler kadehinden.."
Mısraındaki mânâ hükmünce..
Amma, bu muameleden yana onda bir kuvvetin bulunduğu süre.. Şayet onda bir sebat ve istikâmet olmazsa, insibağ (boyanma) yollu bir şey iktisab eder (kazanır).
Asaleten zahire taalluk eden iş odur ki: Bu hallere karşı ilim sahibi ola.. Batın için bu hallerin husûlü vardır amma, onlara karşı ilim yoktur. Eğer zahir olmasaydı; ilim ve temyiz yolu açılmazdı. Misale dayalı suretlerin zuhuru ve makamların yükseklikleri ancak zahirin idrâki içindir..
Hülâsa: Hal, batın içindir; hali bilmek ise; zahir içindir.
Yukarıdaki beyandan bilinmiş oldu ki: îlim sahibi olan evliya ile, kendilerinde (hallere dair) ilimden nasib olmayan, evliya arasında bu hallerin husulü için hiçbir fark yoktur.
EÄŸer bir fark var ise; o da: Bu halleri bilmek veya bilmemek cihetinden olur.
Misâl olarak şöyle diyebiliriz:
— Bir şahsa açlık hali gelip kendisini perişan etmiştir; bu kimse bilir ki, bu haletin ismi açlıktır. Bir başka şahsa dahi aynı halet gelir; amma bilmez ki, bu hal için, açlık tabiri kullanılır.
Bu şahıslardan her biri, işin özünde diğerine müsavidir. Ancak bilip bilmemek cihetinden birbirlerinden ayrılırlar.
***
Bilinmesi yerinde olur ki, hallere dair ilimleri olmayanlar iki kısma ayrılır. Şöyle ki:
a) Onlardan bir taifenin, bu hallerin husulüne dâir ilimleri yoktur. Onların telvinatına (değişimine) dahi vukufları yoktur.
b) Bunlardan diğer taife ise; kendilerinin hallerden haberleri vardır; lâkin hallerin teşhisi için kendilerinde kudret yoktur. Bunlar, her ne kadar hallerin teşhisine güçlü değillerse de, ilim erbabına dahildirler.. İsterse, hallerin teşhisine güç yetiremesinler. Bunlar, şeyhlik yapmaya müstahaktırlar. Zira, hallerin teşhisi, her şeyhe vazife değildir. O kadar ki, bu devlet: Uzun bir zamandan sonra zahir olur; hatta bir kişi onunla (hallerin teşhisiyle) müşerref olur ki, diğerleri onun ilmine havale edilip uydusu kılınırlar. Tıpkı: Enbiyadan ulû'l-azm sayılanlar, uzun bir müddetten sonra baas olundukları (gönderildikleri) gibi.. Bunlardan her birine, ayrı hükümler tahsis edilir. Kalan peygamberler ise; bunlara uymak emri alır; bunların ahkâmına davetle yetinirler..
Bir ÅŸiir:
Allah'a ne zorluÄŸu olur;
Âlemi, bir şahsa doldurur.
Vesselâm.