MEVZUU:
İrşad yollu ve latif ibare ile işin nihayetine vüsul beyanında olup, bu muammanın sırrına büyük mahdumzadeden başka hiç kimsenin muttali olmadığı.. (İşin sonuna ulaşma irşad gâyesi ve işaretle açıklanmakta olup, anlaşılıp çözülmesi güç bu sırra en büyük oğlundan başkasının vakıf olmadığı anlatılmaktadır...) Allah'ın rahmeti ve rızası onun üzerine olsun.
NOT:
İmâm-ı Rabbânî Hz. bu mektubu, Seyyid Muhibbillah Mankpuri'ye yazmıştır.
***
Allah-ü Teâlâ seni irşad eylesin.
Bilesin ki,
Bir müddetten beri, seyir zılâlde (gölgelerde) devam ettiği için; zıll'a (gölgeye) vusûlü, husulün aynı olarak bulmuştum. Şu anda asla vusûl müyesser olunca, husul zıllın gayrı olmamıştır. Meselâ: Bir şahsın elindeki ayna gibi.. Ki o, anlatılan şahsa vâsıl olmuştur. Şahsın nasibi ise; ancak gölgesidir.
[Allahü Teâlâ, anlayışını arttırsın! Uzun zamândan beri seyr zıllardadır. Zılla (gölgeye) kavuşmakla, ayn ele geçmiş sanılmıştır. Şimdiye kadar, bunun aslına kavuşulamadı. Yalnız zılla kavuşuldu. Bir kimsenin elindeki aynanın, o kimsenin zâtından değil, sûretini göstermekten nasîbi vardır. /HAKİKAT Yayınevi Tercümesi]
Anlatılan mânâyı anla.. Zira bizim kelâmımız işarettir.
***
Bilesin ki,
Remz ve işaretle yazdığım beyan yolunu, bu makama daha münasip gördüm; dolayısı ile, onları bu mektubun münderecatına (içine derc edilenlere) aldım. Onların iyi anlaşılması gerekir.
İrfan sahibi bir şeyhten çok zikir alıp ona devam etmek, Rahman Zat’ın fazlına dönmek ve vasl-ı üryan bulmaktır. Bunun dışındakiler hayaldir.
(Vasl-ı üryan: Tasavvuf yolculuğunun sonunda Allahü Teâlâ'ya kavuşma hâli. Nihâyete erme. Bak. 294. Mektup)
Selâm, hidâyete tâbi olanlara..
Mutabaât-ı Mustafa'yı bırakmayanlara..
Ona ve âline salâtların en tamamı.. Selâmların dahi ekmeli.