|
Gene gel, gene,
Ne olursan ol...
İster kafir ol, ister, ateşe tap, ister puta.
İster yüz kere tövbe etmiş ol, ister yüz kere bozmuş ol tövbeni,
Umutsuzluk kapısı değil bu kapı, nasılsan öyle gel.
* * *
Oraya gitme demedim mi sana?
Seni yalnız ben tanırım demedim mi?
Demedim mi bu yokluk yurdunda hayat çeşmesi benim?
Bir gün kızsan bana, alsan başını yüz bin yıllık yere gitsen,
Dönüp kavuşacağın yer benim demedim mi?
Demedim mi şu görünene râzı olma?
Demedim mi sana yaraşır otağı kuran benim asıl.
Onu süsleyen bezeyen benim, demedim mi?
Ben bir denizim demedim mi sana?
Sen bir balıksın demedim mi?
Demedim mi o kuru yerlere gitme sakın?
Senin duru denizin benim demedim mi?
Kuşlar gibi tuzağa gitme demedim mi?
Demedim mi senin uçmanı sağlayan benim?
Senin kolun kanadın benim, demedim mi?
Demedim mi yolunu vururlar senin?
Demedim mi tövbeni bozarlar senin?
Oysa senin ateşin benim, sıcaklığın benim demedim mi?
Türlü şeyler derler sana, demedim mi?
Ölmezlik kaynağını kaybedersin, yani BEN’i kaybedersin demedim mi?
Söyle! bunları sana hep demedim mi?
* * *
Âlemin bal şerbetinden bana ne!
İşte önümde benim ayran tası.
Ne malım mülküm var benim, ne azığım.
Ben gene de senin malın mülkün olsun diye çalışırım.
Senin başını sokacak bir yerin olsun diye,
Senin bir dikili ağacın.
Ama hürriyeti kulluğa; taş çatlasa satmam.
* * *
|