|
Gene ne oldu sana böyle birden bire?
Gene suratın neden asık?
Yoksa bir başka dost mu buldun kendine?
Gene neden uzattın cefa elini?
Neden ayağını bizden çekiverdin?
Ey parçam benim, sevgilim,
Kötü şeyler söylemiş düşmanlar sana,
Yalancılık etmişler kandırmışlar seni.
Dün gece içlendim, acındım, bir hal oldum,
Gözüme bir damla uyku girmedi.
Ey sıcak soluğum benim kalk,
Ey dün gecem benim geri gel.
Ne gördün nasıl gördün söyle?
Böyle çaresiz bırakma bizi.
Bir ayna almışsın eline, yüzüne bakıp duruyorsun.
Perdemizin ardına girmişsin, yırtmışsın perdemizi.
Ah! çareme nasıl yol bulayım bilmem ki?
Seni gördüğüm günden bu yana,
Akıl mı kaldı bende, fikir mi kaldı sanki.
İşte gönül yurdunun kapısı ardına kadar açık.
İşte her yanda ayak izlerin senin.
Ne diye düşmanların kapısına koşarsın hala anlamadım?
Ne diye hala onların evine girersin?
Nerde senden bir söz açan görsem,
Hep onun ağzına bakar harap olur biterim.
Onda senden bir şey görsem, aklıma kötü şeyler gelir;
Sakın bu hırsız falan olmasın derim.
Derim, sen bunu nerden buldun?
Sen bunu nereden aldın, derim?
Ey Rum ülkesinin övündüğü Şemseddin!
Bir daha yüzünü çevirip bakmadın bize.
Artık şu dünyanın sensiz hiç tadı yok.
Dünyada her şey gözünü seninle açardı.
Sen her şeyden olgun ve güzeldin.
Bize Tebriz'den bir habercik salarsan,
Sana kalk bu yana gel kalk gel derim.
Kalk gel derim; seni doğuran büyüten toprağa.
* * *
|