(Destekleyen tarayıcılarda seçilen bölümden itibaren sırayla oynatılacaktır.)

Gene gel gene
Bugün Ahmed benim
Dünle beraber gitti
Bu ne güzel koku
Gene ne oldu sana
Ay'a öfkelenmişim
O kapıyı kapat
Beri gel daha beri
Kim görebilir Ben'i
Gel muştusu erişti câna

Düzenleyen: Dr. Necati Aksu  

 

O kapıyı kapa gayret kemerini kuşan.
Bize can şarabını sun, bu meyhâneye aşık kişileriz biz.
Hem çok uzaklardan geliyoruz bak, çok uzaklardan.
O kapıyı kapa, gel sen asıl bizi gör, gör halimizi acı.
Bir başka kapıyı aç, işte nah şurda, bir gizli kapı
Bir büyük sağrak bul getir bize,
Sonra doldur şarabı eski dostluğumuzun şerefine.
O kapıyı kapa, gel bizi yıka, arıt.
Hani bir gün bilmem unuttun mu, biz hepimiz uykudaydık,
Sen bir tekme atmıştın bize, derken bir , bir daha.
Sıçramış uyanmıştık uykudan, oturup şarap içmiştik sonra.
Şarap başımıza vurmuştu, o zaman olmuştu işte ne olduysa.
Denizleri yüksük gibi gören timsahlarız artık,
Tirit, mercimek aş erleri değil.
Hadi, inadı falan bırak,inadı bırak da kendine gel,
Bize şarap ver, şarap...

* * *
Ne vakit olacak?
Ne vakit olacak?
Ne vakit olacak?
Ne vakit?..
Şarab olacak.
Şarab olacak.
Şarab olacak.
Şarap...
Ben n'olacağım.
Ben n'olacağım.
Ben n'olacağım.
Ben...
O olacak.
O olacak.
O olacak.
O...

* * *
Kulağını ver dinle, bak asesbaşı ne diyor?
Bu mahallede bizden bir gönül eri kayboldu diyor.
Derken ansızın biri yolda izini buldu diyor.
Belirtileri görün işte diyor.
İşte al kanlar içinde bir elbise diyor,
Ne zamandır O’nu aradık, yandık yakıldık,
Ne zamandır O’nu arayanlar her yönde dövündüler,
Ne üst kodular, ne baş.
Aşıkların kanı hiç eskimiyor, unutulmuyor.
Aşıkların kanı nasılsa hep öyle kalıyor,
Hep öyle taze sıcak.
Bu eski bir kan davasıdır deme sakın.
Atma kulağının arkasına şu lafı.
Kan bir kere eskidi mi kararır kurur ama;
Aşıkların kanı durmayacak, gönüllerden biteviye akacak.
Bu buzağa sığınan senin kanlı bakışındır.
O büyük sağrağı sunan senin nergis gözlerin.
Sarhoşça gelen de onlar, gönüller çalan da onlar,
Adamı can evinden vuran da onlar.
Ya o yok olunca sen çık ortaya,
Ya da o kaybolan gönlü geri ver.
Ey gönül, o şeker gibi gönülden bir parçacık yüz bulursan, şükret haline.
Bütün âlem denizin bir damlasında erimiş gitmiş ama;
Bir sinek o şekerden sanki ne kadar yer?
Bir gün sende böyle öldürülürsen,
Sonsuzluğa erecek, hep diri kalacaksın, diri.
Öyle bir şehidin canından selam Tebriz’e...

* * *
Kusuruma bakmayın benim dostlar, bağışlayın beni.
Ben davullara, bayraklara aldırmayan bir padişahın yoluna düşmüşüm.
Deli divâne olmuşum, çok uzaklardan yürüyen bir adam gibiyim ben,
Çok uzaklardan geçen bir hayal gibi.
Ama yok da sayılmam hani, var olan bir şeyim ben.
Hadi ben bensiz geleyim, sen sensiz gel.
Ne varsa şu ırmağın içinde var.
Soyunalım iki can, dalalım şu ırmağa hadi.
Bu kupkuru yerde sitemden gayri ne gördük?
Bu kupkuru yerde ne gördük zulümden gayri?
Bu ırmakta ne ölmek var bize,
Bu ırmakta ne gam var, ne keder, ne dert.
Bu ırmak alabildiğine yaşamaktan,
Bu ırmak iyilikten cömertlikten ibaret.
Durma çabuk gel, gelmem deme.
Ne evet demek yaraşır sana , ne hayır.
Senin şanına sadece gelmek yaraşır dostum,
Senin şanına sadece gelmek yaraşır.

* * *